<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Tokat Son Dakika Olay Haber | SesimizGazetesi.com</title>
    <link>https://www.sesimizgazetesi.com</link>
    <description>Son dakika Tokat Haberleri, Tokat güncel Haber, Tokat Olay Haber, Tokat güncel intihar haberleri, cinayet haberleri, Tokat spor haberleri, Tokat elektrik kesintileri, defin listesi, korona tablosu</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.sesimizgazetesi.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 08 Sep 2026 08:53:49 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[TOGÜ Hastanesi'nde ileri teknoloji: Prostat tedavisinde 'HoLEP' dönemi başladı]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/togu-hastanesinde-ileri-teknoloji-prostat-tedavisinde-holep-donemi-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/togu-hastanesinde-ileri-teknoloji-prostat-tedavisinde-holep-donemi-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi'nde hizmete sunulan HoLEP lazer teknolojisiyle, iyi huylu prostat büyümesi bulunan hastalar kapalı cerrahi yöntemle tedavi edilebilecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi'nde hizmete sunulan HoLEP lazer teknolojisiyle, iyi huylu prostat büyümesi bulunan hastalar kapalı cerrahi yöntemle tedavi edilebilecek.</p>

<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Hastanesi, sağlık hizmetlerinde teknolojik altyapısını güçlendirmeye ve bölge halkına modern tedavi imkânları sunmaya devam ediyor. Bu kapsamda, iyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde kullanılan ileri cerrahi yöntemlerden biri olan HoLEP (Holmium Lazer ile Prostat Enükleasyonu) teknolojisi, TOGÜ Üniversite Hastanesi bünyesinde hizmete sunuldu. Yeni nesil HoLEP lazer cihazının kullanıma alınmasıyla birlikte, iyi huylu prostat büyümesi (BPH) bulunan hastaların modern ve kapalı cerrahi yöntemle tedavi edilmesine imkan sağlandı.</p>

<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Fırat, HoLEP yönteminin iyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde kullanılan gelişmiş lazer cerrahisi tekniklerinden biri olduğunu belirtti. HoLEP yönteminin çalışma prensibi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Fırat, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>'HoLEP, Holmium lazer enerjisi kullanılarak prostatın iyi huylu büyümelerinin kapalı yöntemle tedavi edilmesini sağlayan ileri bir cerrahi tekniktir. Bu yöntemde büyüyen prostat dokusu, adeta bir meyvenin kabuğundan ayrılması gibi lazer yardımıyla tamamen sıyrılarak idrar torbası içerisine itilmekte ve ardından özel sistemlerle parçalanarak vücut dışına çıkarılmaktadır. HoLEP teknolojisi sayesinde ameliyat sırasında ve sonrasında kanama riski minimuma inmekte, hastalarımızın hastanede kalış süreleri belirgin şekilde kısalmakta ve günlük yaşamlarına daha hızlı dönmeleri sağlanmaktadır. Bu önemli teknolojiyi üniversitemize ve Tokat'ımıza kazandıran Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Fatih Yılmaz'a teşekkürlerimizi sunuyoruz.'</p>

<p>TOGÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Yılmaz: 'Bölgenin sağlık üssü olma hedefimiz doğrultusunda yatırımlarımızı sürdürüyoruz'</p>

<p>Rektör Prof. Dr. Fatih Yılmaz, Üniversite Hastanesinin teknik ve fiziki altyapısının çağın şartlarına uygun şekilde geliştirilmesine önem verdiklerini belirterek HoLEP lazer cihazının Tokat ve bölge için hayırlı olmasını diledi. Rektörümüz Yılmaz değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>'Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi olarak hem eğitimde hem de sunduğumuz sağlık hizmetlerinde kaliteyi sürekli geliştirme hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Üniversite Hastanemiz, yalnızca Tokat'a değil, çevre illere de hizmet sunan önemli bir sağlık merkezidir. Hastalarımızın ileri teşhis ve tedavi imkânlarına kendi şehirlerinde, güvenli ve konforlu bir şekilde ulaşabilmeleri için altyapı ve donanım yatırımlarımıza devam ediyoruz. Üroloji Anabilim Dalımıza kazandırdığımız HoLEP lazer cihazı sayesinde vatandaşlarımız, prostat tedavisinde modern cerrahi yöntemlerden yararlanabilecek ve farklı merkezlere gitme ihtiyacı duymadan uzman hekim kadromuz eşliğinde tedavi hizmeti alabileceklerdir. Üniversite Hastanemizin sağlık hizmeti kapasitesini ve teknolojik donanımını güçlendiren bu önemli yatırımın Tokat'ımıza, bölgemize ve tüm hastalarımıza hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TOGÜ Hastanesi'nde modern tedavi imkânı</p>

<p>HoLEP yönteminin üniversite Hastanesinde uygulanmaya başlanmasıyla birlikte, iyi huylu prostat büyümesi tedavisinde ileri lazer cerrahisi imkânı hastaların hizmetine sunuldu. Yeni teknolojinin, özellikle prostat büyüklüğü ileri düzeyde olan hastaların tedavisinde önemli bir alternatif oluşturması hedefleniyor. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi, sağlık hizmetlerinin niteliğini ve çeşitliliğini artırmaya yönelik teknolojik yatırımlarını sürdürerek, Tokat ve çevre illerde yaşayan vatandaşlara güncel tedavi yöntemlerini ulaştırmaya devam ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/togu-hastanesinde-ileri-teknoloji-prostat-tedavisinde-holep-donemi-basladi</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 12:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/09/whatsapp-image-2026-09-01-at-110206.jpeg" type="image/jpeg" length="71474"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sertleşme sorununun tedavisinde penil protez seçeneği]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/sertlesme-sorununun-tedavisinde-penil-protez-secenegi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/sertlesme-sorununun-tedavisinde-penil-protez-secenegi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sertleşme sorununun yalnızca cinsel yaşamı değil, erkeklerin özgüvenini ve yaşam kalitesini de etkileyebildiğini belirten Üroloji Uzmanı Dr. Cem Dilmen, 'İlaç ve diğer tedavilere yeterli yanıt alınamayan veya daha kalıcı bir çözüm isteyen uygun hastalarda penil protez etkili bir tedavi seçeneğidir. Doğru hasta seçimi ve uygun bilgilendirme ile hastaların cinsel yaşamlarına güvenli şekilde dönmeleri mümkün olabilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sertleşme sorununun yalnızca cinsel yaşamı değil, erkeklerin özgüvenini ve yaşam kalitesini de etkileyebildiğini belirten Üroloji Uzmanı Dr. Cem Dilmen, 'İlaç ve diğer tedavilere yeterli yanıt alınamayan veya daha kalıcı bir çözüm isteyen uygun hastalarda penil protez etkili bir tedavi seçeneğidir. Doğru hasta seçimi ve uygun bilgilendirme ile hastaların cinsel yaşamlarına güvenli şekilde dönmeleri mümkün olabilir' dedi. </p><p>Medical Park Tokat Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Cem Dilmen, erkeklerde görülen sertleşme sorunu ve penil protez tedavisi hakkında bilgi verdi. Sertleşme sorununun yalnızca cinsel yaşamı etkileyen bir problem olmadığını söyleyen Uzm. Dr. Dilmen, bu durumun özgüven, partner ilişkileri ve yaşam kalitesi üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabileceğini dile getirdi. </p><p>'Sertleşme sorunu tedavi edilebilir' </p><p>Sertleşme sorununun günümüzde farklı yöntemlerle tedavi edilebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Dilmen, 'Sertleşme sorunu yaşayan erkeklerin bunu utanılacak bir durum olarak görmemesi gerekiyor. Öncelikle sorunun altında yatan nedeni belirliyoruz. Yaşam tarzı değişiklikleri, ilaçlar, enjeksiyonlar ve vakum cihazları gibi farklı tedavi seçenekleri bulunuyor. Bu yöntemlerden yeterli fayda görmeyen veya daha kalıcı bir çözüm isteyen uygun hastalarda penil protez tedavisi gündeme gelebiliyor' şeklinde konuştu. </p><p>'Penil protez her hastaya uygulanmıyor' </p><p>Penil protezin her sertleşme sorunu yaşayan erkek için uygun olmadığını söyleyen Uzm. Dr. Dilmen, 'Penil protez, penis içerisine yerleştirilen ve sertleşmeyi sağlayan tıbbi bir cihazdır. Ancak her hastaya doğrudan protez uygulamıyoruz. Hastanın yaşı, genel sağlık durumu, eşlik eden hastalıkları, daha önce kullandığı tedaviler ve beklentileri birlikte değerlendiriliyor. Özellikle diyabet, damar hastalıkları veya daha önce geçirilmiş bazı ameliyatlar tedavi kararında önem taşıyor' diye konuştu. </p><p>'Doğru hastada etkili bir seçenek' </p><p>İlaç tedavilerinden yeterli sonuç alınamadığında protez seçeneğinin değerlendirilebildiğini dile getiren Uzm. Dr. Dilmen, 'Sertleşme ilaçlarının doğru şekilde kullanılmasına rağmen yeterli yanıt alınamayan hastalarda farklı tedaviler denenebilir. Bunlardan da yeterli fayda sağlanamadığında penil protez gündeme gelir. Bunun yanında diğer tedavileri kullanmak istemeyen ve daha kalıcı, öngörülebilir bir çözüm isteyen uygun hastalar için de protez değerlendirilebilir. Burada önemli olan, hastanın beklentilerinin gerçekçi olmasıdır' ifadelerini kullandı. </p><p>'Protezin farklı çeşitleri bulunuyor' </p><p>Penil protezlerin temel olarak şişirilebilir ve bükülebilir olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını kaydeden Uzm. Dr. Dilmen, 'Şişirilebilir protezlerde penis içerisine yerleştirilen parçaların yanı sıra testis torbasına yerleştirilen küçük bir pompa bulunuyor. Hasta ilişki öncesinde bu pompayı kullanarak sertleşme sağlayabiliyor, ilişki sonrasında ise tekrar yumuşak hale getirebiliyor. Bükülebilir protezlerde ise pompa bulunmuyor ve penis elle istenilen konuma getirilebiliyor. Hangi protezin kullanılacağı hastanın sağlık durumu, anatomisi, beklentileri ve günlük yaşamı değerlendirilerek belirleniyor' dedi. </p><p>'Dışarıdan belli olmuyor' </p><p>Modern protezlerin uygun şekilde yerleştirildiğinde dışarıdan belirgin olmadığını dile getiren Uzm. Dr. Dilmen, 'Özellikle şişirilebilir protezlerde sistem kullanılmadığı zaman penis büyük ölçüde doğal görünümünü koruyor. Pompa da testis torbası içerisinde bulunduğu için dışarıdan genellikle fark edilmiyor. Ancak ameliyat öncesinde hastaya protezin doğal penisle tamamen aynı olmadığı ve kişiden kişiye bazı farklılıklar olabileceği anlatılmalıdır' ifadelerini kullandı. </p><p>'Cinsel isteği veya orgazmı doğrudan sağlamıyor' </p><p>Penil protezin temel olarak sertleşme sorununu çözmeye yönelik olduğuna değinen Uzm. Dr. Dilmen, şu bilgileri paylaştı: </p><p>'Protezin kendisi cinsel isteği veya orgazmı oluşturmaz. Bu nedenle ameliyat öncesinde hastanın cinsel isteği, boşalma ve orgazm gibi diğer cinsel fonksiyonlarını da değerlendiriyoruz. Örneğin daha önce prostat kanseri nedeniyle ameliyat olmuş bir hastada protez sertleşme sorununu çözebilir ancak ameliyata bağlı olarak ortaya çıkan başka cinsel fonksiyon sorunlarını ortadan kaldırmaz.' </p><p>'Uzun yıllar kullanılabiliyor' </p><p>Penil protezlerin uzun süre kullanılabilen dayanıklı cihazlar olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Dilmen, 'Protezin ömrü kullanılan cihaza ve hastanın özelliklerine göre değişebiliyor. Günümüzde kullanılan modern protezlerin mekanik dayanıklılığı oldukça yüksek. Ancak 'ömür boyu kesinlikle değişmez' demek doğru değildir. Özellikle genç yaşta protez takılan hastalarda ilerleyen yıllarda mekanik sorun nedeniyle yeniden ameliyat gerekebilir' dedi. </p><p>'En önemli risk enfeksiyon' </p><p>Her cerrahi işlemde olduğu gibi penil protez ameliyatının da bazı riskler taşıdığını ifade eden Uzm. Dr. Dilmen, 'En önemli riskler enfeksiyon ve protezin zaman içerisinde mekanik olarak bozulmasıdır. Günümüzde kullanılan cerrahi yöntemler ve enfeksiyondan korunmaya yönelik uygulamalar sayesinde enfeksiyon riski oldukça düşük seviyelere indirilebiliyor. Diyabet gibi bazı hastalıklar ise enfeksiyon riskini artırabildiği için ameliyat öncesinde hastanın genel sağlık durumunun mümkün olduğunca iyi hale getirilmesi önem taşıyor' açıklamasında bulundu. </p><p>'Sertleşme sorunu başka hastalıkların habercisi olabilir' </p><p>Erkeklerin sertleşme sorununu yalnızca cinsel bir problem olarak görmemesi gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Dilmen, 'Özellikle damar kaynaklı sertleşme sorunları kalp-damar hastalıkları ve bazı metabolik hastalıklarla ilişkili olabilir. Bu nedenle sertleşme sorunu bazen vücudun başka bir bölgesindeki sağlık probleminin erken işareti olarak da karşımıza çıkabilir. Sorunun ertelenmesi hem tedavinin gecikmesine hem de yaşam kalitesinin olumsuz etkilenmesine neden olabilir' dedi. </p><p>'Utanılacak bir durum değil' </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Sertleşme sorunu yaşayan erkeklerin doktora başvurmaktan çekinmemesi gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Dilmen, 'Birçok erkek bu konuyu konuşmaktan çekiniyor veya yaşadığı sorunu yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görüyor. Oysa sertleşme sorunu değerlendirilebilen ve tedavi edilebilen bir sağlık problemidir. Penil protez de tedavi seçeneklerinin başında değil, doğru hastada diğer yöntemlerden yeterli sonuç alınamadığında veya daha kalıcı bir çözüm istendiğinde değerlendirilen etkili bir seçenektir' diyerek açıklamalarını sonlandırdı. </p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/sertlesme-sorununun-tedavisinde-penil-protez-secenegi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 10:28:41 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/08/agency/iha/sertlesme-sorununun-tedavisinde-penil-protez-secenegi.jpg" type="image/jpeg" length="79767"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından bel fıtığı uyarısı: 'Bu alışkanlıklar riski artırıyor']]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/uzmanindan-bel-fitigi-uyarisi-bu-aliskanliklar-riski-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/uzmanindan-bel-fitigi-uyarisi-bu-aliskanliklar-riski-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bel fıtığı tamamen önlenemese de bazı yaşam alışkanlıklarıyla riskinin azaltılabileceğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Eyüp Genç, uzun süre oturmak, yanlış şekilde ağır kaldırmak ve hareketsiz yaşamın bel sağlığını olumsuz etkileyebileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bel fıtığı tamamen önlenemese de bazı yaşam alışkanlıklarıyla riskinin azaltılabileceğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Eyüp Genç, uzun süre oturmak, yanlış şekilde ağır kaldırmak ve hareketsiz yaşamın bel sağlığını olumsuz etkileyebileceğini söyledi.</p>

<p>Bel fıtığının oluşumunda günlük yaşam alışkanlıklarının önemli rol oynadığını belirten Medical Park Tokat Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Eyüp Genç, düzenli egzersiz, ideal kilonun korunması ve doğru duruş alışkanlığının bel sağlığı açısından önem taşıdığını söyledi. Bel fıtığının tamamen önlenemese de riskinin azaltılabileceğini ifade eden Genç, 'Düzenli egzersiz yapmak, ideal kiloyu korumak, bel ve karın kaslarını güçlendirmek, doğru duruş alışkanlığı kazanmak ve sigara kullanmamak bel sağlığı açısından oldukça önemlidir. Ağır yükleri belden eğilerek kaldırmak, uzun süre aynı pozisyonda oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve ani, kontrolsüz hareketler yapmak bel fıtığı riskini artırabilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'30-45 dakikada bir ayağa kalkılmalı'</p>

<p>Masa başında çalışan kişilerin uzun süre aynı pozisyonda kalmaması gerektiğini belirten Genç, 'Masa başında çalışan kişiler 30-45 dakikada bir ayağa kalkarak birkaç dakika yürümeli ve esneme hareketleri yapmalıdır. Çalışma masası, sandalye ve bilgisayar ekranının ergonomik şekilde düzenlenmesi de bel sağlığının korunmasına katkı sağlar' diye konuştu.</p>

<p>'Uzun süre araç kullanmak bel sağlığını tehdit edebilir'</p>

<p>Uzun süre araç kullananların da belirli aralıklarla mola vermesi gerektiğini dile getiren Genç, sürücülerin kısa yürüyüşler yapmasını ve koltuk desteğini bel boşluğunu destekleyecek şekilde ayarlamasını önerdi. Ağır kaldırmak zorunda olan kişilerin yükü belden eğilerek kaldırmaması gerektiğini ifade eden Genç, 'Dizler bükülerek kaldırılmalı, yük vücuda yakın taşınmalı ve ani dönme hareketlerinden kaçınılmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Her bel ağrısı bel fıtığı değil'</p>

<p>Her bel ağrısının bel fıtığı anlamına gelmediğini vurgulayan Genç, kas zorlanmaları, bağ dokusu problemleri, kireçlenme ve duruş bozukluklarının da bel ağrısına neden olabileceğini söyledi. Genç, belden başlayarak kalça, bacak ve ayağa yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ve kas gücünde azalmanın ise bel fıtığını düşündürebilecek önemli belirtiler arasında yer aldığını belirtti.</p>

<p>'Bazı belirtiler acil değerlendirme gerektiriyor'</p>

<p>Bacakta ilerleyici güç kaybı, ayağı kaldıramama, yürüme güçlüğü, idrar veya dışkı kontrolünde bozulma ve genital bölgede uyuşma gibi belirtilerin vakit kaybetmeden değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Genç, şiddetli ve uzun süren bacak ağrılarında da uzman değerlendirmesinin önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p>'Bel fıtığı olan her hasta ameliyat olmak zorunda değil'</p>

<p>Bel fıtığı tanısı konulan her hastanın ameliyat edilmesi gerekmediğine dikkat çeken Genç, hastaların büyük bölümünün ameliyatsız tedavi edilebildiğini söyledi. İlaç tedavisi, istirahat, fizik tedavi ve uygun egzersizlerle birçok hastada şikâyetlerin gerileyebildiğini belirten Genç, ilerleyici kas güçsüzlüğü, idrar veya dışkı kontrolünün bozulması ve diğer tedavilere rağmen devam eden ciddi şikâyetlerde cerrahi tedavinin gündeme gelebileceğini ifade etti.</p>

<p>Kapalı bel fıtığı ameliyatı</p>

<p>Kapalı veya endoskopik bel fıtığı ameliyatının küçük bir kesi üzerinden gerçekleştirildiğini anlatan Genç, yöntemde özel kamera sistemi ve cerrahi ekipmanların kullanıldığını söyledi. Uygun hastalarda kas dokusuna daha az zarar verilmesinin, ameliyat sonrası ağrının azalmasının ve günlük yaşama daha hızlı dönülmesinin mümkün olabileceğini belirtti. Kapalı cerrahinin her hasta için uygun olmadığını da vurgulayan Genç, fıtığın bulunduğu bölge ve büyüklüğü, omurgadaki yapısal değişiklikler ile hastanın genel sağlık durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/uzmanindan-bel-fitigi-uyarisi-bu-aliskanliklar-riski-artiriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/08/yeni-proje-17-1.jpg" type="image/jpeg" length="94468"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Op. Dr. Dilmen: 'Sıcak havalarda yetersiz sıvı tüketimi böbrek taşı riskini artırabilir']]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/op-dr-dilmen-sicak-havalarda-yetersiz-sivi-tuketimi-bobrek-tasi-riskini-artirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/op-dr-dilmen-sicak-havalarda-yetersiz-sivi-tuketimi-bobrek-tasi-riskini-artirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında sıcak hava ve terlemeye bağlı sıvı kaybının böbrek taşı oluşumu açısından riski artırabildiğini belirten Üroloji Op. Dr. Cem Dilmen, 'Sıcak havalarda terleme yoluyla sıvı kaybının artması idrar hacmini azaltarak idrarın yoğunlaşmasına neden olabilir. Yoğun idrarda kalsiyum, oksalat ve ürik asit gibi taş oluşumunda rol oynayan maddeler daha kolay kristalleşebilir. Bu nedenle özellikle yaz aylarında yeterli sıvı tüketimine dikkat edilmelidir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcak hava ve terlemeye bağlı sıvı kaybının böbrek taşı oluşumu açısından riski artırabildiğini belirten Üroloji Op. Dr. Cem Dilmen, 'Sıcak havalarda terleme yoluyla sıvı kaybının artması idrar hacmini azaltarak idrarın yoğunlaşmasına neden olabilir. Yoğun idrarda kalsiyum, oksalat ve ürik asit gibi taş oluşumunda rol oynayan maddeler daha kolay kristalleşebilir. Bu nedenle özellikle yaz aylarında yeterli sıvı tüketimine dikkat edilmelidir' dedi.</p>

<p>Sıcak havaların böbrek taşı açısından önemli bir risk oluşturabileceğini dile getiren Medical Park Tokat Hastanesi Üroloji Op. Dr. Cem Dilmen, 'Özellikle sıcak iklimlerde ve yaz aylarında böbrek taşı nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvurular artabilmektedir. Bunun temel nedenlerinden biri terleme ile birlikte gelişen sıvı kaybıdır. Yeterli sıvı alınmadığında idrar miktarı azalır ve idrar yoğunlaşır. Bu durum taş oluşumuna zemin hazırlayabilir' diye konuştu.</p>

<p>'Susamayı beklemeden su için'</p>

<p>Böbrek taşı oluşumunu önlemede yeterli sıvı tüketiminin en etkili yöntemlerden biri olduğunu dikkat çeken Op. Dr. Dilmen, 'Günlük sıvı ihtiyacı kişiden kişiye değişmekle birlikte hedef, günde en az 2-2,5 litre idrar çıkarmaktır. Yaz aylarında çoğu erişkin için 2,5-3 litre sıvı tüketimi gerekebilir. Yoğun terleyen kişilerde ise sıvı ihtiyacı daha da artabilir. Özellikle susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su tüketilmesi önemlidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Tuz ve fazla hayvansal protein taş riskini artırabilir'</p>

<p>Böbrek taşı oluşumunda yalnızca sıvı tüketiminin değil, beslenme alışkanlıklarının da önemli olduğunu vurgulayan Op. Dr. Dilmen, 'Genetik yatkınlık, fazla tuz tüketimi, aşırı hayvansal protein, obezite, diyabet, bazı metabolik hastalıklar ve hareketsiz yaşam taş oluşumu riskini artırabilir. Özellikle beslenme alışkanlıkları değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer almaktadır' dedi.</p>

<p>Yaz aylarında beslenmeye de dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden Op. Dr. Dilmen, 'Aşırı tuz tüketimi idrarla kalsiyum atılımını artırabilir. Şekerli ve gazlı içecekler ile kontrolsüz yüksek protein içeren diyetler de taş oluşumu açısından risk oluşturabilir. Bu nedenle yeterli su tüketimiyle birlikte dengeli ve Akdeniz tipi beslenme tercih edilmelidir' şeklinde konuştu.</p>

<p>'Şiddetli yan ağrısı böbrek taşının habercisi olabilir'</p>

<p>Böbrek taşlarının bazı durumlarda belirgin şikâyetlere yol açabildiğine değinen Op. Dr. Dilmen, 'Şiddetli yan ağrısı, kasığa yayılan ağrı, idrarda kan, bulantı ve kusma böbrek taşında görülebilen tipik belirtilerdir. Ancak ateş, titreme veya idrar çıkışının durması gibi durumlarda enfeksiyon ve idrar yolu tıkanıklığı açısından acil değerlendirme gerekir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Her böbrek taşı ameliyat gerektirmiyor'</p>

<p>Her böbrek taşının cerrahi müdahale gerektirmediğini vurgulayan Op. Dr. Dilmen, 'Tedavi yöntemi taşın boyutuna, bulunduğu yere ve hastanın klinik durumuna göre belirlenir. Küçük taşlar bazı hastalarda ilaç tedavisiyle kendiliğinden düşebilir. Uygun hastalarda ESWL olarak adlandırılan taş kırma yöntemi tercih edilebilir. Büyük, enfekte veya idrar akışını engelleyen taşlarda ise endoskopik cerrahi yöntemler gündeme gelebilir' dedi.</p>

<p>'Böbrek taşlarında kapalı cerrahi dönemi'</p>

<p>Modern ürolojide böbrek taşlarının önemli bir bölümünün endoskopik yöntemlerle tedavi edilebildiğini anlatan Op. Dr. Dilmen, 'Lazer destekli endoskopik yöntemler uygun hastalarda böbrek taşlarının tedavisinde kullanılabilmektedir. Bu yöntemler daha az ağrı, daha kısa hastanede kalış ve daha hızlı iyileşme gibi avantajlar sağlayabilir' dedi.</p>

<p>'Böbrek taşı hastalığı tekrarlayabilir'</p>

<p>Böbrek taşı hastalığının tekrarlayabilen bir hastalık olduğunu ifade eden Op. Dr. Dilmen, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>'Taş hastalığı kronik bir yatkınlıkla ilişkili olabilir. Bu nedenle yalnızca mevcut taşı tedavi etmek değil, taşın neden oluştuğunu araştırmak da önemlidir. Taş analizi, gerekli durumlarda metabolik değerlendirme, yeterli sıvı tüketimi ve kişiye özel beslenme önerileri yeni taş oluşumunun önlenmesine katkı sağlayabilir.'</p>

<p>'Taş öyküsü olanlar yaz aylarında daha dikkatli olmalı'</p>

<p>Daha önce böbrek taşı öyküsü bulunan kişilerin özellikle sıcak havalarda sıvı kaybına karşı dikkatli olması gerektiğini belirten Op. Dr. Dilmen, 'Taş öyküsü olan kişiler susamayı beklemeden düzenli olarak su tüketmeli. Uzun süre güneş altında çalışan veya yoğun fiziksel aktivite yapan kişiler terlemeyle kaybettikleri sıvıyı mutlaka yerine koymalı ve doktorlarının önerdiği kontrolleri aksatmamalıdır' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Böbrek taşı tedavisinden önce korunmaya dikkat'</p>

<p>Böbrek taşı oluşmadan önce alınacak önlemlerin tedavi sürecinden daha değerli olduğunu vurgulayan Op. Dr. Dilmen, 'Yaz aylarında yeterli sıvı tüketmek, aşırı tuzdan kaçınmak, dengeli beslenmek ve kişisel risk faktörlerini kontrol altında tutmak taş oluşumunun önlenmesine yardımcı olabilir. Basit yaşam tarzı değişiklikleri, ağrılı taş ataklarının ve bazı hastalarda cerrahi tedavi ihtiyacının azaltılmasına katkı sağlayabilir' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/op-dr-dilmen-sicak-havalarda-yetersiz-sivi-tuketimi-bobrek-tasi-riskini-artirabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/08/yeni-proje-36.jpg" type="image/jpeg" length="19919"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tokat'ta tedavi gören yaşlı kadın helikopter ambulansla Konya'ya sevk edildi]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/tokatta-tedavi-goren-yasli-kadin-helikopter-ambulansla-konyaya-sevk-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/tokatta-tedavi-goren-yasli-kadin-helikopter-ambulansla-konyaya-sevk-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tokat Devlet Hastanesi'nde tedavisi ve takibi sürdürülen 78 yaşındaki kadın, ileri düzey onkolojik tedavi ihtiyacı nedeniyle Sağlık Bakanlığına bağlı helikopter ambulansla Konya'ya sevk edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tokat Devlet Hastanesi'nde tedavisi ve takibi sürdürülen 78 yaşındaki kadın, ileri düzey onkolojik tedavi ihtiyacı nedeniyle Sağlık Bakanlığına bağlı helikopter ambulansla Konya'ya sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tokat Devlet Hastanesi'nde tedavi gören N.K. (78) isimli hastanın ileri düzey onkolojik tedaviye ihtiyaç duyması üzerine Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda hava ambulansı talep edildi. Planlamaların tamamlanmasının ardından helikopter ambulans Tokat Havalimanına iniş yaptı. Sağlık ekiplerinin gözetiminde ambulansla helikoptere alınan hasta, gerekli tıbbi tedbirler eşliğinde Konya Şehir Hastanesi'ne nakledildi. Hastanın ileri düzey onkolojik tedavisinin Konya Şehir Hastanesi'nde devam edeceği öğrenildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/tokatta-tedavi-goren-yasli-kadin-helikopter-ambulansla-konyaya-sevk-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 18:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/08/agency/iha/tokatta-tedavi-goren-yasli-kadin-helikopter-ambulansla-konyaya-sevk-edildi.jpg" type="image/jpeg" length="15156"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TOGÜ'de kalp cerrahisinde yeni nesil sistem hizmete alındı]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/togude-kalp-cerrahisinde-yeni-nesil-sistem-hizmete-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/togude-kalp-cerrahisinde-yeni-nesil-sistem-hizmete-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi, yaklaşık 20 milyon TL değerindeki yeni nesil Essenz Kalp-Akciğer Sistemini hizmete alarak kalp cerrahisi ameliyatlarında hasta güvenliği ve teknolojik altyapısını güçlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi, yaklaşık 20 milyon TL değerindeki yeni nesil Essenz Kalp-Akciğer Sistemini hizmete alarak kalp cerrahisi ameliyatlarında hasta güvenliği ve teknolojik altyapısını güçlendirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Hastanesi sağlık altyapısını güçlendirmeye yönelik yatırımlarına bir yenisini daha ekledi. Kalp ve Damar Cerrahisi ameliyatlarında kullanılan yeni nesil Essenz Kalp-Akciğer Sistemi, üniversite hastanesinde hizmet vermeye başladı. Yaklaşık 20 milyon TL değerindeki son teknoloji cihazla birlikte kalp cerrahisi operasyonlarında hasta güvenliğinin ve ameliyat süreçlerinin daha ileri bir seviyeye taşınması hedefleniyor.</p>

<p>Rektör Yılmaz: 'Modern teknolojiyi sağlık hizmetlerimizle buluşturmaya devam ediyoruz'</p>

<p>TOGÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Yılmaz, sağlık alanındaki teknolojik yatırımları insan hayatına dokunan en önemli sorumluluklardan biri olarak gördüklerini belirterek, Üniversite Hastanesine kazandırılan yeni nesil Kalp-Akciğer Sisteminin kalp cerrahisi operasyonlarının güvenli ve etkin şekilde gerçekleştirilmesinde hayati bir rol üstleneceğini söyledi. Yaklaşık 20 milyon TL değerindeki cihazın hastanenin teknolojik altyapısını güçlendirdiğini ifade eden Rektör Yılmaz, hastanenin kalp cerrahisindeki başarılı performansına da dikkat çekti.</p>

<p>2025 yılında Üniversite Hastanesinde 537 kalp ameliyatının başarıyla gerçekleştirildiğini belirten Rektör Yılmaz, 2026'nın ilk yedi ayında ise bu sayının 318'e ulaştığını kaydetti. Bu verilerin hastanenin güçlü sağlık altyapısını ve alanında uzman hekimlerin özverili çalışmalarını ortaya koyduğunu belirten Rektörümüz, şöyle konuştu:</p>

<p>'Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi olarak güncel teknolojileri sağlık hizmetlerimizle buluşturmaya, nitelikli hekim kadromuz ve modern cihaz altyapımızla Tokat'ımıza ve bölgemize hizmet etmeye devam edeceğiz. Bu önemli yatırımın hastanemize, şehrimize ve hastalarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Sağlık çalışanlarımıza emekleri için teşekkür ediyorum.'</p>

<p>Yeni sistem hasta güvenliğini ve kalite süreçlerini güçlendirecek</p>

<p>Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Nuray Altındeğer Gülden ise yeni sistemin kalp ameliyatlarının en kritik ekipmanlarından biri olduğunu belirtti. Altındeğer, ameliyat sırasında kalp ve akciğerlerin görevini üstlenerek cerrahın güvenli şekilde işlem yapmasına imkân sağladığını ifade etti.</p>

<p>Uzun yıllardır kullanılan kalp-akciğer makinesinin yerine Essenz sisteminin kullanılmaya başlandığını belirten Gülden, cihazın ameliyat sürecine ilişkin tüm verileri dijital olarak kayıt altına alabildiğini, bunun da hem hasta güvenliği hem de kalite yönetim süreçleri açısından önemli avantajlar sunduğunu söyledi. Gülden, 'Hastanemize kazandırılan bu yeni sistem sayesinde hastalarımıza daha güncel, güvenli ve uluslararası standartlarda sağlık hizmeti sunmaya devam edeceğiz' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/togude-kalp-cerrahisinde-yeni-nesil-sistem-hizmete-alindi</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/08/agency/iha/togude-kalp-cerrahisinde-yeni-nesil-sistem-hizmete-alindi.jpg" type="image/jpeg" length="40258"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her bel fıtığı, ameliyat gerektirmiyor]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/her-bel-fitigi-ameliyat-gerektirmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/her-bel-fitigi-ameliyat-gerektirmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bel fıtığı nedeniyle ameliyat olmaktan çekinen birçok hastanın tedaviyi geciktirdiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Eyüp Genç, 'Bel fıtığı hastalarının büyük bölümü ameliyatsız yöntemlerle iyileşebilir. Ancak bacakta güç kaybı veya idrar-dışkı kontrolünün kaybedilmesi gibi belirtiler varsa vakit kaybetmeden cerrahi değerlendirme yapılmalıdır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bel fıtığı nedeniyle ameliyat olmaktan çekinen birçok hastanın tedaviyi geciktirdiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Eyüp Genç, 'Bel fıtığı hastalarının büyük bölümü ameliyatsız yöntemlerle iyileşebilir. Ancak bacakta güç kaybı veya idrar-dışkı kontrolünün kaybedilmesi gibi belirtiler varsa vakit kaybetmeden cerrahi değerlendirme yapılmalıdır' dedi.</p>

<p>Bel ağrısı toplumda en sık görülen sağlık sorunları arasında yer alırken, her bel ağrısı bel fıtığı anlamına gelmiyor. Medical Park Tokat Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Eyüp Genç, bel fıtığının belirtileri, tedavi seçenekleri ve kapalı bel fıtığı ameliyatı hakkında bilgi verdi. Bel fıtığının omurgalar arasında yastıkçık görevi gören disklerin aşınması veya zorlanması sonucu yer değiştirerek sinirlere baskı yapmasıyla oluştuğunu dile getiren Op. Dr. Genç, 'Yaşam boyu görülme sıklığı yüzde 60-80 arasında değişiyor. Özellikle 35 yaş üzerindeki bireylerde daha sık görülüyor. Belden başlayıp kalça ve bacağa yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ve yanma hissi en sık karşılaştığımız belirtilerdir. İleri vakalarda ise bacakta güç kaybı, idrar veya dışkı kontrolünün kaybedilmesi ve cinsel fonksiyon bozuklukları görülebilir' diye konuştu.</p>

<p>'Her bel fıtığı hastasının ameliyat olması gerekmez'</p>

<p>Bel fıtığında ilk tedavi seçeneğinin çoğu zaman cerrahi olmadığını vurgulayan Op. Dr. Genç, 'Başlangıç seviyesindeki hastaların önemli bir kısmı istirahat, ilaç tedavisi, fizik tedavi ve enjeksiyon uygulamalarıyla şikayetlerinden kurtulabilir. Ancak tedaviye rağmen geçmeyen şiddetli ağrı, yaşam kalitesini düşüren yakınmalar veya bacakta güç kaybı geliştiğinde cerrahi tedavi gündeme gelir. İdrar ya da dışkı tutamama gibi durumlarda ise acil cerrahi müdahale gereklidir' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Kapalı yöntem iyileşme sürecini hızlandırabiliyor'</p>

<p>Kapalı bel fıtığı ameliyatının yaklaşık 1 santimetreden küçük bir kesiden endoskop yardımıyla gerçekleştirildiğini belirten Op. Dr. Genç, 'Bu yöntemde kaslar kesilmeden özel tüpler yardımıyla fıtığa ulaşılıyor. Dokuya daha az zarar verildiği için ameliyat sonrası ağrı azalıyor, hastalar birkaç saat içinde ayağa kalkabiliyor. Uygun hastalar aynı gün veya ertesi gün taburcu edilebiliyor ve çoğu kişi 1-2 hafta içerisinde iş hayatına dönebiliyor' dedi.</p>

<p>'Kapalı ameliyat her hasta için uygun olmayabilir'</p>

<p>Kapalı yöntemin her hastaya uygulanamayacağını anlatan Op. Dr. Genç, 'Bel kayması, omurilik kanalında ileri derecede darlık veya daha önce aynı bölgeden birden fazla ameliyat geçirmiş hastalarda açık ya da mikrocerrahi yöntemler tercih edilebilir. En doğru tedavi yöntemi hastanın muayene bulguları ve görüntüleme sonuçları birlikte değerlendirilerek belirlenir' şeklinde konuştu.</p>

<p>'Ameliyat sonrası da dikkatli olmak gerekiyor'</p>

<p>Bel fıtığının tedavisinden sonra yaklaşık yüzde 5 oranında tekrar etme riski bulunduğunu söyleyen Op. Dr. Genç, 'Nüks riskini azaltmak için ilk haftalarda ağır kaldırmaktan ve ani hareketlerden kaçınılmalı, iyileşme döneminden sonra bel ve karın kaslarını güçlendiren egzersizler düzenli yapılmalı, ideal kilo korunmalıdır' dedi.</p>

<p>'Doğru alışkanlıklar omurgayı koruyor'</p>

<p>Omurga sağlığının korunmasında doğru hareket alışkanlıklarının büyük önem taşıdığına değinen Op. Dr. Genç, 'Ağırlık kaldırırken belden eğilmek yerine dizleri bükerek hareket edilmeli, masa başında çalışanlar her 45-60 dakikada bir ayağa kalkıp kısa yürüyüşler yapmalı, düzenli yürüyüş ve yüzme gibi aktiviteler ihmal edilmemelidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Toplumda bel fıtığı ameliyatına yönelik yanlış inanışların bulunduğunu belirten Op. Dr. Genç, 'Bel fıtığı ameliyatı olan bir daha yürüyemez düşüncesi doğru değildir. Günümüzde mikrocerrahi ve endoskopik yöntemlerle başarılı sonuçlar alınabiliyor. Asıl risk, cerrahi gerektiren hastalarda tedavinin geciktirilmesidir' dedi.</p>

<p>Bel ağrısının ihmal edilmemesi gerektiğini söyleyen Op. Dr. Genç, 'Bacakta veya ayakta aniden gelişen güç kaybı, idrar ya da dışkı kontrolünün kaybedilmesi ve genital bölgede uyuşma gibi belirtiler varsa vakit kaybetmeden beyin ve sinir cerrahisi uzmanına başvurulmalıdır' şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/her-bel-fitigi-ameliyat-gerektirmiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/07/yeni-proje-21.jpg" type="image/jpeg" length="60778"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TOGÜ'lü bilim adamı keneye karşı doğal kalkan geliştirdi]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/togulu-bilim-adami-keneye-karsi-dogal-kalkan-gelistirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/togulu-bilim-adami-keneye-karsi-dogal-kalkan-gelistirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi'nde doğal bitki özlerinden geliştirilen ve çocukların da güvenle kullanabilmesi hedeflenen kene kovucu spreyin etki süresini uzatmaya yönelik Ar-Ge çalışmaları başlatıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi'nde doğal bitki özlerinden geliştirilen ve çocukların da güvenle kullanabilmesi hedeflenen kene kovucu spreyin etki süresini uzatmaya yönelik Ar-Ge çalışmaları başlatıldı.</p>

<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü bünyesinde faaliyet gösteren Hijyenlab Ar-Ge ve Ür-Ge Laboratuvarı'nda tamamen doğal bitki özlerinden geliştirilen kene kovucu sprey için çalışmalar sürüyor. Çocukların da güvenle kullanabilmesi hedeflenen ürünün etki süresini uzatmaya yönelik Ar-Ge çalışmaları devam ederken, laboratuvarda görev alan öğrenciler de projeye aktif olarak katkı sağlıyor.</p>

<p>Doğal formülle keneye karşı yeni çözüm</p>

<p>Yaz aylarında artan kene kaynaklı sağlık risklerine karşı yürütülen çalışmalarda, doğal bitki özlerinden geliştirilen formülün insan sağlığına zarar vermeden kenelerin insanı algılamasını engellemesi hedefleniyor. Laboratuvarda eğitimlerini uygulamalı olarak sürdüren öğrenciler, akademisyenlerle ürünün koruyuculuk süresini artıracak yeni formüller üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.</p>

<p>Bilimsel bilgi toplumsal faydaya dönüştü</p>

<p>TOGÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Yılmaz, üniversitede geliştirilen bilimsel çalışmaların toplumsal faydaya dönüşmesini amaçladıklarını belirterek, 'Yaz aylarının başlamasıyla birlikte kene kaynaklı sağlık riskleri artıyor. Fen-Edebiyat Fakültemizdeki Hijyenlab Ar-Ge ve Ür-Ge Laboratuvarı'nda biyoloji ve kimya bölümü akademisyenlerimiz kene kovucu ürün geliştirme çalışmaları yürütüyor. Temel hedefimiz üniversitemizde üretilen bilgiyi topluma fayda sağlayacak bir ürüne dönüştürmek. İlgili resmî kurumlardan gerekli ruhsatların alınmasının ardından geliştirdiğimiz bu doğal ürünü vatandaşlarımızın kullanımına sunmayı hedefliyoruz. İnsan sağlığına herhangi bir yan etkisi olmayan doğal bitki özlerinden geliştirilen bu ürün sayesinde vatandaşlarımızın açık alanlarda daha güvenli vakit geçirebileceğine inanıyoruz' dedi.</p>

<p>'Hedefimiz kenenin insana hiç tutunmamasını sağlamak'</p>

<p>Projeyi yürüten akademisyenlerden TOGÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Organik Kimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yakup Budak ise, yıllardır kene konusunda tedavi ve müdahalenin konuşulduğunu, kendilerinin ise soruna farklı bir bakış açısıyla yaklaştıklarını söyledi. Budak, 'Bizim hedefimiz kenenin insana hiç tutunmamasını sağlamak. Keneler insanı nefesi, vücut ısısı ve kokusundan algılıyor. Geliştirdiğimiz doğal formül sayesinde kenenin koku alma duyusunu bloke etmeyi amaçlıyoruz. Böylece kene insanı hedef olarak algılayamıyor ve tutunamadan uzaklaşıyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Piyasadaki birçok kene kovucu ürünün etkisinin kısa sürdüğünü belirten Budak, geliştirdikleri özel sabitleme teknolojisiyle bitki özlerinin hem ciltte hem de kıyafet üzerinde daha uzun süre kalmasını hedeflediklerini kaydetti. Budak, 'Amacımız insanların pikniğe, tarlaya ya da doğaya korkmadan gidebilmesi, çocukların parklarda güvenle oynayabilmesidir' diye konuştu.</p>

<p>Öğrenciler de Ar-Ge çalışmalarına katkı sunuyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TOGÜ Kimya Bölümü öğrencisi Miray Yılmaz, Hijyenlab Laboratuvarı'nda kozmetik ürünler ve ilaç geliştirme alanında çalışmalar yürüttüklerini belirterek, 'Ülkemizde birçok insanın hayatını etkileyen kene kaynaklı hastalıklar nedeniyle bu çalışmalar büyük önem taşıyor. Mevcut ürünlere göre daha uzun süre koruyuculuk sağlayan, güvenli ve etkili bir formül geliştirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Tüm süreçleri hocamızın rehberliğinde bilimsel veriler ışığında gerçekleştiriyoruz' dedi.</p>

<p>Türkmenistan uyruklu TOGÜ öğrencisi Marin Niyazmi ise laboratuvarda staj yaptığını belirterek, 'Hocamızın rehberliğinde kene kovucu sprey üzerine çalışıyoruz. Toplum sağlığına katkı sağlayacak böyle bir projede yer almaktan büyük gurur duyuyorum' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/togulu-bilim-adami-keneye-karsi-dogal-kalkan-gelistirdi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 10:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/07/agency/iha/togulu-bilim-adami-keneye-karsi-dogal-kalkan-gelistirdi.jpg" type="image/jpeg" length="63218"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tokat'ta kafa travması geçiren çocuk, helikopter ambulansla Ankara'ya sevk edildi]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/tokatta-kafa-travmasi-geciren-cocuk-helikopter-ambulansla-ankaraya-sevk-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/tokatta-kafa-travmasi-geciren-cocuk-helikopter-ambulansla-ankaraya-sevk-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tokat'ta geçirdiği kafa travması nedeniyle Tokat Devlet Hastanesi'nde tedavi gören 14 yaşındaki kız çocuğu, ileri düzey yoğun bakım tedavisine ihtiyaç duyulması üzerine Sağlık Bakanlığına ait helikopter ambulansla Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'ne sevk edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tokat'ta geçirdiği kafa travması nedeniyle Tokat Devlet Hastanesi'nde tedavi gören 14 yaşındaki kız çocuğu, ileri düzey yoğun bakım tedavisine ihtiyaç duyulması üzerine Sağlık Bakanlığına ait helikopter ambulansla Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'ne sevk edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tokat'ta kafa travması nedeniyle Tokat Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alınan ve takibi sürdürülen 14 yaşındaki M.M. için sağlık durumunun ileri düzey yoğun bakım desteği gerektirmesi üzerine sevk kararı alındı. Bunun üzerine Sağlık Bakanlığına bağlı helikopter ambulans devreye alındı. Hasta, sağlık ekiplerinin koordinasyonunda helikopter ambulansa alınarak Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'ne güvenli şekilde nakledildi. Sevk işleminin sorunsuz bir şekilde tamamlandığı öğrenildi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/tokatta-kafa-travmasi-geciren-cocuk-helikopter-ambulansla-ankaraya-sevk-edildi</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/07/agency/iha/tokatta-kafa-travmasi-geciren-cocuk-helikopter-ambulansla-ankaraya-sevk-edildi.jpg" type="image/jpeg" length="22855"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Göz çizdirme işlemi öncesinde ayrıntılı göz muayenesi şart]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/goz-cizdirme-islemi-oncesinde-ayrintili-goz-muayenesi-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/goz-cizdirme-islemi-oncesinde-ayrintili-goz-muayenesi-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gözlük ve kontakt lens kullanımından kalıcı olarak kurtulmak isteyen birçok kişinin, halk arasında göz çizdirme olarak bilinen excimer lazer tedavisine yöneldiğini söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nagehan Bolat, 'Her gözlük kullanan kişi excimer lazer için uygun olmayabilir. Doğru hasta seçimi ve ayrıntılı göz muayenesi, tedavinin başarısında belirleyici rol oynuyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gözlük ve kontakt lens kullanımından kalıcı olarak kurtulmak isteyen birçok kişinin, halk arasında göz çizdirme olarak bilinen excimer lazer tedavisine yöneldiğini söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nagehan Bolat, 'Her gözlük kullanan kişi excimer lazer için uygun olmayabilir. Doğru hasta seçimi ve ayrıntılı göz muayenesi, tedavinin başarısında belirleyici rol oynuyor' dedi.</p>

<p>Gözlük ve kontakt lens kullanımından kalıcı olarak kurtulmak isteyen birçok kişi, halk arasında göz çizdirme olarak bilinen excimer lazer tedavisine yöneliyor. Ancak bu işlemin her gözlük kullanan kişiye uygulanamadığını belirten Medical Park Tokat Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nagehan Bolat, başarılı bir sonuç için en önemli kriterin doğru hasta seçimi olduğunu söyledi. Excimer lazer öncesinde ayrıntılı göz muayenesinin mutlaka yapılması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Bolat, kornea yapısının uygunluğu, göz numarasının stabil olması ve eşlik eden göz hastalıklarının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>'Gözün ön tabakası yeniden şekillendiriliyor'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Excimer lazerin halk arasında göz çizdirme ameliyatı olarak bilindiğini söyleyen Uzm. Dr. Bolat, 'Bu yöntemde ultraviyole ışınları kullanılarak gözün en ön tabakası olan kornea mikron düzeyinde yeniden şekillendiriliyor. Böylece kırma kusurları düzeltilerek hastanın gözlüksüz veya lenssiz daha net görmesi hedefleniyor' diye konuştu.</p>

<p>Miyop, hipermetrop ve astigmatta uygulanabiliyor</p>

<p>Excimer lazerin kırma kusurlarının tedavisinde uzun yıllardır güvenle kullanılan yöntemlerden biri olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Bolat, 'Miyopi, hipermetropi ile miyop ve hipermetrop astigmatizma dahil olmak üzere tüm kırma kusurlarında uygulanabiliyor. Ancak her hastanın göz yapısı farklı olduğu için tedavi planı kişiye özel oluşturulmalıdır' dedi.</p>

<p>Her gözlük kullanan lazer yaptıramaz</p>

<p>Excimer lazer tedavisinin herkese uygun olmadığını vurgulayan Dr. Bolat, 'Öncelikle hastanın 18 yaşını doldurmuş olması ve göz numarasının son 6 ay ila 1 yıldır ilerlememesi tercih edilir. Kornea kalınlığı ve yapısının da işlem için uygun olması gerekir. Ayrıca ileri derecede göz kuruluğu, glokom, katarakt, bazı romatizmal ve otoimmün hastalıklar, kontrolsüz diyabet, hamilelik, emzirme dönemi ve aktif göz enfeksiyonu bulunan kişilerde excimer lazer uygulanmaz' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ayrıntılı göz muayenesi yapılıyor</p>

<p>İşlem öncesinde kapsamlı bir değerlendirme yapıldığını belirten Dr. Bolat, 'Hastaların göz numarası damlalı muayene ile ölçülüyor. Göz tansiyonu, katarakt varlığı ve retina ayrıntılı şekilde değerlendiriliyor. Ayrıca kornea topografisi ile korneanın kalınlığı ve yapısı incelenerek lazer için uygun olup olmadığı kişiye özel olarak belirleniyor' dedi.</p>

<p>İşlem sırasında ağrı hissedilmiyor</p>

<p>Excimer lazer uygulamasının ağrılı bir işlem olmadığına değinen Uzm. Dr. Bolat, 'İşlem öncesinde göze damla ile anestezi uygulanıyor ve hasta işlem sırasında ağrı hissetmiyor. Lazer kişiye özel planlanarak uygulanıyor. Ancak işlem sonrasında ilk 1-2 gün yanma, batma ve hafif ağrı hissi yaşanabiliyor. Bu şikâyetler her geçen gün azalıyor. İyileşme döneminde verilen damlaların düzenli kullanılması büyük önem taşıyor' diye konuştu.</p>

<p>Günlük yaşama dönüş birkaç gün içinde mümkün</p>

<p>Lazer sonrası iyileşme sürecinin kişiden kişiye değişebildiğini belirten Uzm. Dr. Bolat, 'Hastalar genellikle 3 ila 5 gün içerisinde günlük yaşamlarına dönebiliyor. Görme kalitesinin tam olarak oturması ise birkaç haftayı bulabiliyor. Bu süreçte gözler ovuşturulmamalı, tozlu ve kirli ortamlardan uzak durulmalı, belirli bir süre deniz ve havuza girilmemeli, güneşten ise UV korumalı gözlüklerle korunulmalıdır' dedi.</p>

<p>Lazerin etkisi kalıcı ancak göz numarası değişebilir</p>

<p>Excimer lazer sonrası korneada yapılan şekillendirmenin kalıcı olduğunu söyleyen Dr. Bolat, 'Kornea eski haline dönmez. Ancak ilerleyen yıllarda gözde meydana gelen biyolojik değişikliklere bağlı olarak numarada değişiklik görülebilir. Özellikle göz numarası ilerlemeye devam ederken lazer yapılmışsa ya da dejeneratif miyopi varsa tekrar numara oluşabilir. Ayrıca 40 yaş sonrasında gelişen yakın görme bozukluğu yani presbiyopi fizyolojik bir süreçtir ve lazer bunu engellemez' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Körlük riski var inanışı doğru değil</p>

<p>Toplumda excimer lazerle ilgili birçok yanlış bilgi bulunduğunu dile getiren Uzm. Dr. Bolat, 'Uygun adaylarda, ayrıntılı göz muayenesinden sonra yapılan excimer lazer uygulamalarında kalıcı ve ciddi görme kaybı riski son derece düşüktür. Bununla birlikte her cerrahi işlemde olduğu gibi enfeksiyon, göz kuruluğu, eksik veya fazla düzeltme ile gece ışıklarında parlama gibi nadir komplikasyonlar görülebilir. Bu nedenle işlem öncesi değerlendirme, doğru hasta seçimi ve kişiye özel planlama büyük önem taşır' dedi.</p>

<p>Başkalarının deneyimine göre karar vermeyin</p>

<p>Excimer lazer tedavisinin kişiye özel planlanması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Bolat, 'Bu tedaviye başkalarının deneyimlerine göre değil, ayrıntılı göz muayenesi sonucunda karar verilmelidir. İşlem sonrasında verilen tedaviye uyulması ve önerilere dikkat edilmesi de en az ameliyat kadar önemlidir. Gerçekçi beklentilerle ve göz doktorunun önerileri doğrultusunda hareket edildiğinde sonuçlar son derece yüz güldürücü olmaktadır' diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/goz-cizdirme-islemi-oncesinde-ayrintili-goz-muayenesi-sart</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 10:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/07/yeni-proje-19.jpg" type="image/jpeg" length="65824"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vücuduna tutunan kene ile yüzük takma merasimine katılan besici, tehlikeyi hiçe sayarak 'Keneyi besiye aldık' dedi]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/vucuduna-tutunan-kene-ile-yuzuk-takma-merasimine-katilan-besici-tehlikeyi-hice-sayarak-keneyi-besiye-aldik-dedi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/vucuduna-tutunan-kene-ile-yuzuk-takma-merasimine-katilan-besici-tehlikeyi-hice-sayarak-keneyi-besiye-aldik-dedi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tokat'ın Turhal ilçesinde hayvancılıkla uğraşan bir besici, bacağına tutunan kene ile arkadaşının yüzük takma merasimi katıldı, keneyi hastaneye gitmeden önce saatlerce üzerinde taşıdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tokat'ın Turhal ilçesinde hayvancılıkla uğraşan bir besici, bacağına tutunan kene ile arkadaşının yüzük takma merasimi katıldı, keneyi hastaneye gitmeden önce saatlerce üzerinde taşıdı.</p>

<p>Olay, Turhal ilçesine bağlı Necip köyünde yaşandı. Hayvancılıkla uğraşan Hadi Çelik'e arazide bulunduğu sırada kene tutundu. Arkadaşının yüzük takma merasimine gitmek için evden çıkan Çelik, bacağındaki kaşıntıyı fark edince ayağını kontrol etti. Bacağına tutunan keneyi gören Çelik, merasimi kaçırmamak için hastaneye gitmeyi erteledi. Daha önce de iki kez kene tutunan Çelik, çocukluk arkadaşının yüzük takma merasimine bacağındaki kene ile katıldı. Merasimin ardından hastaneye giden Çelik, keneyi sağlık ekiplerine çıkarttırdı.</p>

<p>'Yüzük merasimi bitene kadar keneyi besiye aldık'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hayvancılıkla uğraştıkları için yıl boyunca sık sık keneyle karşılaştıklarını söyleyen Hadi Çelik, 'Necip köyünde ikamet ediyorum. Hayvancılıkla uğraşıyorum. Küçükbaş hayvanlarımız var. Haliyle de arazideyiz. Arazide de bu yıl kene çok var. Kardeşime belki de 30'uncu kene yapışması olmuştur. Benim de bugün 3'üncü kene yapıştı. Bugün de arkadaşımın yüzük takması vardı. Kene aldırmayı erteledik. Yüzük takmadan sonra nasip olursa keneyi aldıracağız. Mecbur ne olursa olsun keneyle yüzük takmaya gideceğiz. Onun başka bir yolu yok. Arkadaşımın yüzük takmasına keneyle gideceğim. Sonra da hastaneye gidip aldıracağız. Arkadaşın yüzük merasimi bitene kadar keneyi besiye aldık. Keneyi iyice besledik. Şimdi keneyi hastanede aldırma vakti geldi' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/vucuduna-tutunan-kene-ile-yuzuk-takma-merasimine-katilan-besici-tehlikeyi-hice-sayarak-keneyi-besiye-aldik-dedi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 10:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/07/agency/iha/vucuduna-tutunan-kene-ile-yuzuk-takma-merasimine-katilan-besici-tehlikeyi-hice-sayarak-keneyi-besiye-aldik-dedi.jpg" type="image/jpeg" length="45570"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[(Düzeltme) Burun eğriliği horlama ve uyku apnesinin gizli nedeni olabilir]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/duzeltme-burun-egriligi-horlama-ve-uyku-apnesinin-gizli-nedeni-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/duzeltme-burun-egriligi-horlama-ve-uyku-apnesinin-gizli-nedeni-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Ceyhun Aksakal, burun eğriliğinin horlama ve uyku apnesinin gizli belirtisi olabileceğini belirterek burun tıkanıklığı ve horlamanın hafife alınmaması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Ceyhun Aksakal, burun eğriliğinin horlama ve uyku apnesinin gizli belirtisi olabileceğini belirterek burun tıkanıklığı ve horlamanın hafife alınmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Burun boşluğunu sağ ve sol olmak üzere ikiye ayıran kıkırdak ve kemik yapının çeşitli nedenlerle bir tarafa eğilmesine 'septum deviasyonu' adı verildiğini belirten, 'Septum deviasyonu toplumda oldukça sık görülüyor. Yaklaşık her 10 kişiden 7'sinde farklı derecelerde burun eğriliği bulunabiliyor. Toplumda oldukça yaygın görülen burun eğriliği yalnızca nefes almayı zorlaştıran basit bir sorun olarak görülmemeli. Gece saatlerinde burundan rahat nefes alamamak; horlama, ağız açık uyuma ve uyku apnesi gibi önemli sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor' dedi.</p>

<p>Toplumda oldukça yaygın görülen burun eğriliği (septum deviasyonu), çoğu zaman yalnızca nefes alma güçlüğüne neden olan basit bir sorun olarak değerlendiriliyor. Oysa özellikle gece saatlerinde burundan rahat nefes alamamak; horlama, ağız açık uyuma ve uyku apnesi gibi önemli sağlık problemlerini beraberinde getirebiliyor. Tedavi edilmeyen uyku apnesinin ise yüksek tansiyon, kalp hastalıkları ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabileceğine dikkat çeken Medical Park Tokat Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Ceyhun Aksakal, burun tıkanıklığı ve horlamanın hafife alınmaması gerektiğini belirtti.</p>

<p>'Toplumun büyük bölümünde görülüyor'</p>

<p>Burun boşluğunu sağ ve sol olmak üzere ikiye ayıran kıkırdak ve kemik yapının çeşitli nedenlerle bir tarafa eğilmesine 'septum deviasyonu' adı verildiğini belirten Doç. Dr. Aksakal, 'Septum deviasyonu toplumda oldukça sık görülüyor. Yaklaşık her 10 kişiden 7'sinde farklı derecelerde burun eğriliği bulunabiliyor. Bazı kişiler bunu hayatı boyunca fark etmeyebilirken, bazı hastalarda ise nefes almayı belirgin şekilde zorlaştırabiliyor' diye konuştu.</p>

<p>'Burun tıkanıklığı horlamayı tetikleyebiliyor'</p>

<p>Burun eğriliğinin özellikle gece saatlerinde daha belirgin şikâyetlere neden olabildiğini ifade eden Doç. Dr. Aksakal, 'İnsan fizyolojisi burundan nefes almaya göre tasarlanmıştır. Burun tıkandığında kişi ağız açık uyumaya başlıyor. Havanın ağızdan geçmesi ise küçük dil ve yumuşak damakta titreşim oluşturarak horlamaya yol açıyor. Bu nedenle burun tıkanıklığı, horlamanın en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor' şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Uyku apnesi riskini artırabiliyor'</p>

<p>Burun tıkanıklığının yalnızca horlamaya değil, uyku apnesine de zemin hazırlayabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Aksakal, 'Burun eğriliğine burun etlerinin büyümesi de eşlik ediyorsa tıkanıklık daha da artıyor. Bunun sonucunda kişi gece boyunca ağız açık uyuyor ve boğazdaki dokular hava yolunu daraltabiliyor. Bu durum da uykuda nefes durmaları yani uyku apnesi riskini artırabiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Basit horlama ile uyku apnesi aynı şey değil'</p>

<p>Horlama ile uyku apnesinin birbirinden farklı tablolar olduğunun altını çizen Doç. Dr. Aksakal, 'Basit horlama çoğu zaman çevreyi rahatsız eden ritmik bir ses olarak karşımıza çıkar. Ancak uyku apnesinde nefes durmaları meydana gelir ve bu ciddi bir sağlık sorunudur. Uyku apnesi yaşayan kişiler sabah dinlenmeden uyanır, gün içinde sürekli uyku hali yaşar ve iş performansında belirgin düşüş görülebilir. Horlamanın düzensiz, çok şiddetli ve nefes durmalarıyla birlikte olması mutlaka değerlendirilmelidir' dedi.</p>

<p>'Ağız açık uyumak başka sorunları da beraberinde getiriyor'</p>

<p>Sürekli ağız açık uyumanın yalnızca uyku kalitesini bozmadığını söyleyen Doç. Dr. Aksakal, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>'Burundan geçen hava doğal olarak nemlenir ve filtrelenir. Ancak ağızdan alınan hava bu süzgeçten geçmediği için boğaz kuruluğu, sabah öksürüğü, sık farenjit ve yanma hissi görülebilir. Ağız içi ve diş etlerinin kuruması zamanla diş eti hastalıklarına, ağız kokusuna ve diş çürüklerine neden olabilir. Özellikle çocukluk çağından itibaren devam eden ağız açık uyuma alışkanlığı yüz gelişimini de olumsuz etkileyebilir.'</p>

<p>'Tedavi edilmeyen uyku apnesi ciddi hastalıklara yol açabiliyor'</p>

<p>Uyku apnesinin sadece gece yaşanan bir uyku problemi olmadığını belirten Doç. Dr. Aksakal, 'Uyku sırasında nefes durmaları kandaki oksijen seviyesini düşürür. Bu durum uzun vadede yüksek tansiyon, kalp krizi, kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları riskini artırabilir. Ayrıca insülin direnci gelişmesine bağlı olarak Tip 2 diyabet riski yükselebilir. Kronik yorgunluk, dikkat eksikliği, depresyon, anksiyete ve cinsel isteksizlik gibi sorunlar da görülebilir' dedi.</p>

<p>'Septum ameliyatı önemli katkı sağlayabiliyor'</p>

<p>Burun eğriliği ameliyatı olan septoplastinin birçok hastada nefes alma kalitesini belirgin şekilde artırdığını söyleyen Doç. Dr. Aksakal, 'Başarılı bir septoplasti sonrasında hastalar en çok rahat nefes alabildiklerini ifade ediyor. Burun tıkanıklığının giderilmesi horlamanın azalmasına ve uyku kalitesinin artmasına önemli katkı sağlayabiliyor. Ancak horlamanın tek nedeni burun değildir. Boğaz yapısı, bademcikler, dil kökü ve çene anatomisi de mutlaka değerlendirilmelidir' açıklamasında bulundu.</p>

<p>'Tek başına her zaman yeterli olmayabilir'</p>

<p>Septum ameliyatının her hastada uyku apnesini tamamen ortadan kaldırmayabileceğini belirten Doç. Dr. Aksakal, 'Uyku apnesi yalnızca burun kaynaklı gelişmez. Hastanın boğaz bölgesi ayrıntılı şekilde incelenmeli, gerekli görüldüğünde endoskopik değerlendirme yapılmalı ve uygun hastalarda uyku endoskopisiyle hava yolunun hangi seviyede daraldığı belirlenmelidir. Böylece en doğru tedavi planı oluşturulabilir' diye konuştu.</p>

<p>'Uyku testi ihmal edilmemeli'</p>

<p>Şiddetli horlama, uykuda nefes durması, boğulma hissiyle uyanma, gündüz aşırı uyku hali ve dikkat dağınıklığı yaşayan kişilerin polisomnografi adı verilen uyku testini yaptırmasının önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Aksakal, 'Tedaviye dirençli yüksek tansiyon, kalp ritim bozukluğu veya sürekli yorgunluk yaşayan hastalarda da uyku apnesi mutlaka araştırılmalıdır. Erken tanı hem yaşam kalitesini artırır hem de ileride gelişebilecek ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebilir' dedi.</p>

<p>'Burun tıkanıklığı hafife alınmamalı'</p>

<p>Burun tıkanıklığının bazen alerji veya enfeksiyon gibi geçici nedenlerle ortaya çıkabileceğini, ancak uzun süredir devam eden şikâyetlerde mutlaka Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Aksakal, 'Uzun süre devam eden burun tıkanıklığında septum deviasyonu, burun eti büyümesi, polip ya da daha farklı nedenler araştırılmalıdır. Erken değerlendirme sayesinde hem horlama ve uyku kalitesi iyileştirilebilir hem de uyku apnesine bağlı gelişebilecek ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilebilir' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/duzeltme-burun-egriligi-horlama-ve-uyku-apnesinin-gizli-nedeni-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/07/yeni-proje-15-1.jpg" type="image/jpeg" length="54430"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Burun eğriliği horlama ve uyku apnesinin gizli nedeni olabilir]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/burun-egriligi-horlama-ve-uyku-apnesinin-gizli-nedeni-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/burun-egriligi-horlama-ve-uyku-apnesinin-gizli-nedeni-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Cengiz Aksakal, burun eğriliğinin horlama ve uyku apnesinin gizli belirtisi olabileceğini belirterek burun tıkanıklığı ve horlamanın hafife alınmaması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Cengiz Aksakal, burun eğriliğinin horlama ve uyku apnesinin gizli belirtisi olabileceğini belirterek burun tıkanıklığı ve horlamanın hafife alınmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Burun boşluğunu sağ ve sol olmak üzere ikiye ayıran kıkırdak ve kemik yapının çeşitli nedenlerle bir tarafa eğilmesine 'septum deviasyonu' adı verildiğini belirten, 'Septum deviasyonu toplumda oldukça sık görülüyor. Yaklaşık her 10 kişiden 7'sinde farklı derecelerde burun eğriliği bulunabiliyor. Toplumda oldukça yaygın görülen burun eğriliği yalnızca nefes almayı zorlaştıran basit bir sorun olarak görülmemeli. Gece saatlerinde burundan rahat nefes alamamak; horlama, ağız açık uyuma ve uyku apnesi gibi önemli sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor' dedi.</p>

<p>Toplumda oldukça yaygın görülen burun eğriliği (septum deviasyonu), çoğu zaman yalnızca nefes alma güçlüğüne neden olan basit bir sorun olarak değerlendiriliyor. Oysa özellikle gece saatlerinde burundan rahat nefes alamamak; horlama, ağız açık uyuma ve uyku apnesi gibi önemli sağlık problemlerini beraberinde getirebiliyor. Tedavi edilmeyen uyku apnesinin ise yüksek tansiyon, kalp hastalıkları ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabileceğine dikkat çeken Medical Park Tokat Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Ceyhun Aksakal, burun tıkanıklığı ve horlamanın hafife alınmaması gerektiğini belirtti.</p>

<p>'Toplumun büyük bölümünde görülüyor'</p>

<p>Burun boşluğunu sağ ve sol olmak üzere ikiye ayıran kıkırdak ve kemik yapının çeşitli nedenlerle bir tarafa eğilmesine 'septum deviasyonu' adı verildiğini belirten Doç. Dr. Aksakal, 'Septum deviasyonu toplumda oldukça sık görülüyor. Yaklaşık her 10 kişiden 7'sinde farklı derecelerde burun eğriliği bulunabiliyor. Bazı kişiler bunu hayatı boyunca fark etmeyebilirken, bazı hastalarda ise nefes almayı belirgin şekilde zorlaştırabiliyor' diye konuştu.</p>

<p>'Burun tıkanıklığı horlamayı tetikleyebiliyor'</p>

<p>Burun eğriliğinin özellikle gece saatlerinde daha belirgin şikâyetlere neden olabildiğini ifade eden Doç. Dr. Aksakal, 'İnsan fizyolojisi burundan nefes almaya göre tasarlanmıştır. Burun tıkandığında kişi ağız açık uyumaya başlıyor. Havanın ağızdan geçmesi ise küçük dil ve yumuşak damakta titreşim oluşturarak horlamaya yol açıyor. Bu nedenle burun tıkanıklığı, horlamanın en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor' şeklinde konuştu.</p>

<p>'Uyku apnesi riskini artırabiliyor'</p>

<p>Burun tıkanıklığının yalnızca horlamaya değil, uyku apnesine de zemin hazırlayabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Aksakal, 'Burun eğriliğine burun etlerinin büyümesi de eşlik ediyorsa tıkanıklık daha da artıyor. Bunun sonucunda kişi gece boyunca ağız açık uyuyor ve boğazdaki dokular hava yolunu daraltabiliyor. Bu durum da uykuda nefes durmaları yani uyku apnesi riskini artırabiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Basit horlama ile uyku apnesi aynı şey değil'</p>

<p>Horlama ile uyku apnesinin birbirinden farklı tablolar olduğunun altını çizen Doç. Dr. Aksakal, 'Basit horlama çoğu zaman çevreyi rahatsız eden ritmik bir ses olarak karşımıza çıkar. Ancak uyku apnesinde nefes durmaları meydana gelir ve bu ciddi bir sağlık sorunudur. Uyku apnesi yaşayan kişiler sabah dinlenmeden uyanır, gün içinde sürekli uyku hali yaşar ve iş performansında belirgin düşüş görülebilir. Horlamanın düzensiz, çok şiddetli ve nefes durmalarıyla birlikte olması mutlaka değerlendirilmelidir' dedi.</p>

<p>'Ağız açık uyumak başka sorunları da beraberinde getiriyor'</p>

<p>Sürekli ağız açık uyumanın yalnızca uyku kalitesini bozmadığını söyleyen Doç. Dr. Aksakal, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>'Burundan geçen hava doğal olarak nemlenir ve filtrelenir. Ancak ağızdan alınan hava bu süzgeçten geçmediği için boğaz kuruluğu, sabah öksürüğü, sık farenjit ve yanma hissi görülebilir. Ağız içi ve diş etlerinin kuruması zamanla diş eti hastalıklarına, ağız kokusuna ve diş çürüklerine neden olabilir. Özellikle çocukluk çağından itibaren devam eden ağız açık uyuma alışkanlığı yüz gelişimini de olumsuz etkileyebilir.'</p>

<p>'Tedavi edilmeyen uyku apnesi ciddi hastalıklara yol açabiliyor'</p>

<p>Uyku apnesinin sadece gece yaşanan bir uyku problemi olmadığını belirten Doç. Dr. Aksakal, 'Uyku sırasında nefes durmaları kandaki oksijen seviyesini düşürür. Bu durum uzun vadede yüksek tansiyon, kalp krizi, kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları riskini artırabilir. Ayrıca insülin direnci gelişmesine bağlı olarak Tip 2 diyabet riski yükselebilir. Kronik yorgunluk, dikkat eksikliği, depresyon, anksiyete ve cinsel isteksizlik gibi sorunlar da görülebilir' dedi.</p>

<p>'Septum ameliyatı önemli katkı sağlayabiliyor'</p>

<p>Burun eğriliği ameliyatı olan septoplastinin birçok hastada nefes alma kalitesini belirgin şekilde artırdığını söyleyen Doç. Dr. Aksakal, 'Başarılı bir septoplasti sonrasında hastalar en çok rahat nefes alabildiklerini ifade ediyor. Burun tıkanıklığının giderilmesi horlamanın azalmasına ve uyku kalitesinin artmasına önemli katkı sağlayabiliyor. Ancak horlamanın tek nedeni burun değildir. Boğaz yapısı, bademcikler, dil kökü ve çene anatomisi de mutlaka değerlendirilmelidir' açıklamasında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Tek başına her zaman yeterli olmayabilir'</p>

<p>Septum ameliyatının her hastada uyku apnesini tamamen ortadan kaldırmayabileceğini belirten Doç. Dr. Aksakal, 'Uyku apnesi yalnızca burun kaynaklı gelişmez. Hastanın boğaz bölgesi ayrıntılı şekilde incelenmeli, gerekli görüldüğünde endoskopik değerlendirme yapılmalı ve uygun hastalarda uyku endoskopisiyle hava yolunun hangi seviyede daraldığı belirlenmelidir. Böylece en doğru tedavi planı oluşturulabilir' diye konuştu.</p>

<p>'Uyku testi ihmal edilmemeli'</p>

<p>Şiddetli horlama, uykuda nefes durması, boğulma hissiyle uyanma, gündüz aşırı uyku hali ve dikkat dağınıklığı yaşayan kişilerin polisomnografi adı verilen uyku testini yaptırmasının önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Aksakal, 'Tedaviye dirençli yüksek tansiyon, kalp ritim bozukluğu veya sürekli yorgunluk yaşayan hastalarda da uyku apnesi mutlaka araştırılmalıdır. Erken tanı hem yaşam kalitesini artırır hem de ileride gelişebilecek ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebilir' dedi.</p>

<p>'Burun tıkanıklığı hafife alınmamalı'</p>

<p>Burun tıkanıklığının bazen alerji veya enfeksiyon gibi geçici nedenlerle ortaya çıkabileceğini, ancak uzun süredir devam eden şikâyetlerde mutlaka Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Aksakal, 'Uzun süre devam eden burun tıkanıklığında septum deviasyonu, burun eti büyümesi, polip ya da daha farklı nedenler araştırılmalıdır. Erken değerlendirme sayesinde hem horlama ve uyku kalitesi iyileştirilebilir hem de uyku apnesine bağlı gelişebilecek ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilebilir' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/burun-egriligi-horlama-ve-uyku-apnesinin-gizli-nedeni-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 09:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/07/yeni-proje-15.jpg" type="image/jpeg" length="25671"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sitikolin, nörolojik iyileşme sürecinde destekleyici rol oynuyor]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/sitikolin-norolojik-iyilesme-surecinde-destekleyici-rol-oynuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/sitikolin-norolojik-iyilesme-surecinde-destekleyici-rol-oynuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnme, unutkanlık ve travmatik beyin yaralanmaları sonrası destekleyici tedavi seçenekleri arasında yer alan sitikolinin, sinir hücrelerinin onarım sürecine katkı sağlayarak nörolojik iyileşmeyi destekleyebileceğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Nuri Yüzgül, 'Sitikolin, sinir hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynayan bir moleküldür." dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnme, unutkanlık ve travmatik beyin yaralanmaları sonrası destekleyici tedavi seçenekleri arasında yer alan sitikolinin, sinir hücrelerinin onarım sürecine katkı sağlayarak nörolojik iyileşmeyi destekleyebileceğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Nuri Yüzgül, 'Sitikolin, sinir hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynayan bir moleküldür. Nörolojide özellikle beyin hasarı sonrası iyileşme süreçlerini desteklemek, bilişsel fonksiyonları korumak ve sinir hücrelerinin yeniden yapılanmasına katkı sağlamak amacıyla kullanılmaktadır' dedi.</p>

<p>Beyin sağlığını korumak ve nörolojik hastalıklarda iyileşme sürecini desteklemek amacıyla kullanılan sitikolin tedavisi, özellikle inme, unutkanlık ve travmatik beyin yaralanmaları sonrası gündeme geliyor. Sinir hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynayan bu molekülün, beyin hücrelerinin onarım mekanizmalarına katkı sağlayabildiği belirtiliyor. Medical Park Tokat Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nuri Yüzgül, sitikolin tedavisinin kullanım alanları ve hastalara sağlayabileceği katkılar hakkında bilgi verdi.</p>

<p>'Beyin hücrelerinin toparlanmasını destekliyor'</p>

<p>Sitikolinin beynin doğal yapısında bulunan önemli bir molekül olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Yüzgül, 'Sitikolin, sinir hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynayan bir moleküldür. Nörolojide özellikle beyin hasarı sonrası iyileşme süreçlerini desteklemek, bilişsel fonksiyonları korumak ve sinir hücrelerinin yeniden yapılanmasına katkı sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. İnme, unutkanlık, travmatik beyin yaralanmaları ve bazı nörodejeneratif hastalıklarda destekleyici tedavi seçeneklerinden biridir' şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'İnme sonrası iyileşme sürecinde öne çıkıyor'</p>

<p>Sitikolinin günlük pratikte en sık inme geçiren hastalarda kullanıldığını ifade eden Uzm. Dr. Yüzgül, 'İnme sonrasında beyinde oluşan hasarın ardından sinir hücrelerinin toparlanma sürecine destek olabileceği düşünülmektedir. Özellikle rehabilitasyon dönemiyle birlikte uygulandığında hastaların fonksiyonel iyileşmesine katkı sağlayabilir' diye konuştu.</p>

<p>Beyin damar tıkanıklığı ya da beyin kanaması sonrasında temel hedefin hastanın mümkün olan en yüksek fonksiyonel seviyeye ulaşması olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Yüzgül, 'Sitikolin bu süreçte beyin hücrelerinin zar bütünlüğünün korunmasına ve hücresel onarım mekanizmalarının desteklenmesine yardımcı olabilir. Hastanın hareket, konuşma, dikkat ve günlük yaşam aktivitelerine dönüş sürecinde destekleyici bir rol üstlenebilir. Ancak tek başına yeterli değildir; fizik tedavi ve rehabilitasyon programlarıyla birlikte değerlendirilmelidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Unutkanlık ve dikkat sorunlarında destekleyici olabilir'</p>

<p>Unutkanlığın her zaman demans anlamına gelmediğini belirten Uzm. Dr. Nuri Yüzgül, sitikolinin hafif bilişsel bozukluklarda da destekleyici olarak kullanılabildiğini söyledi. Uzm. Dr. Yüzgül, 'Özellikle yaşa bağlı hafif bilişsel bozukluklarda veya erken dönem bilişsel etkilenmelerde sitikolin bazı hastalarda dikkat, konsantrasyon ve hafıza fonksiyonlarını destekleyebilir. Alzaymır ve diğer demans türlerinde ise mevcut tedavilerin yerine geçmez ancak uygun hastalarda destekleyici olarak kullanılabilir' dedi.</p>

<p>'Kafa travması sonrası toparlanmaya katkı sağlayabiliyor'</p>

<p>Travmatik beyin hasarları sonrasında hastalarda unutkanlık, zihinsel yavaşlama ve dikkat eksikliği gibi sorunların ortaya çıkabildiğini söyleyen Yüzgül, 'Bu tür bilişsel yakınmaların bulunduğu hastalarda sitikolin tedavisi düşünülebilir. Amaç beynin doğal iyileşme sürecini desteklemek ve günlük yaşam kalitesinin daha hızlı toparlanmasına katkı sağlamaktır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'Her dikkat sorunu için aynı yaklaşım uygulanmamalı'</p>

<p>Sitikolinin dikkat eksikliği ve konsantrasyon bozukluğu yaşayan bazı bireylerde de destekleyici olarak kullanılabileceğini aktaran Uzm. Dr. Yüzgül, 'Sitikolinin dikkat ve bilişsel performans üzerine olumlu etkileri olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Ancak her dikkat sorununun nedeni aynı değildir. Bu nedenle öncelikle altta yatan nedenin belirlenmesi gerekir' dedi.</p>

<p>'Parkinson'da ana tedavinin yerine geçmiyor'</p>

<p>Sitikolinin Parkinson hastalığında ana tedavi olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Yüzgül, 'Parkinson hastalığında temel tedavi dopamin sistemini hedefleyen ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilerin alternatifi değildir. Ancak bazı çalışmalarda bilişsel fonksiyonlar ve yaşam kalitesi üzerinde destekleyici etkileri olabileceği bildirilmiştir' açıklamasında bulundu.</p>

<p>'Tedavi şekli hastanın durumuna göre belirleniyor'</p>

<p>Sitikolin tedavisinin farklı şekillerde uygulanabildiğini belirten Uzm. Dr. Yüzgül, 'Sitikolin ağızdan tablet veya şurup şeklinde kullanılabildiği gibi damar yoluyla da uygulanabilmektedir. Özellikle inme sonrası erken dönemde veya daha yoğun destek gereken hastalarda intravenöz uygulamalar tercih edilebilmektedir. Daha uzun süreli kullanımlarda ağızdan tedavi seçenekleri öne çıkar. Hangi yöntemin uygun olduğuna hastanın klinik durumu değerlendirilerek karar verilir' dedi.</p>

<p>'Erken başlamak tedavi başarısını artırabiliyor'</p>

<p>Nörolojik hastalıklarda zamanın kritik önem taşıdığını hatırlatan Uzm. Dr. Yüzgül, 'Özellikle inme ve travmatik beyin hasarı gibi durumlarda uygun hastalarda erken dönemde başlanan destek tedavilerinden daha fazla yarar sağlanabilmektedir. Bunun yanında ilaç tedavisinin düzenli kullanılması, rehabilitasyon programlarına uyum, sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması tedavinin başarısını artıran unsurlardır' dedi.</p>

<p>'Beyin sağlığı ihmal edilmemeli'</p>

<p>Beyin sağlığının yaşam kalitesini doğrudan etkilediğine değinen Uzm. Dr. Yüzgül, 'Unutkanlık, dikkat kaybı, inme sonrası fonksiyon kayıpları veya bilişsel yakınmaların yaşlanmanın doğal bir sonucu olduğu düşünülerek ihmal edilmemesi gerekir. Erken tanı ve uygun tedavi ile birçok nörolojik hastalıkta daha başarılı sonuçlar elde etmek mümkündür. Bu nedenle şikâyetlerin varlığında bir nöroloji uzmanına başvurmak büyük önem taşımaktadır' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/sitikolin-norolojik-iyilesme-surecinde-destekleyici-rol-oynuyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/07/yeni-proje-14.jpg" type="image/jpeg" length="46926"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından yaz sıcakları için kalp sağlığı uyarıları]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/uzmanindan-yaz-sicaklari-icin-kalp-sagligi-uyarilari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/uzmanindan-yaz-sicaklari-icin-kalp-sagligi-uyarilari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sıcak havaların kalp ve damar sistemi üzerinde önemli bir yük oluşturduğunu söyleyen Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Gültekin Ercan, 'Aşırı sıcak ve nemli havalar, vücudun serinlemek için damarları genişletmesine ve terlemesine neden olur. Bu durum kalbin atım hızını ve pompaladığı kan miktarını artırarak kalbin iş yükünü yükseltir. Bu nedenle, başta kalp hastaları olmak üzere öğle saatleri ve öğleden sonra saat 15.00'e kadar olan sürede açık havada bulunulmamalıdır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak havaların kalp ve damar sistemi üzerinde önemli bir yük oluşturduğunu söyleyen Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Gültekin Ercan, 'Aşırı sıcak ve nemli havalar, vücudun serinlemek için damarları genişletmesine ve terlemesine neden olur. Bu durum kalbin atım hızını ve pompaladığı kan miktarını artırarak kalbin iş yükünü yükseltir. Bu nedenle, başta kalp hastaları olmak üzere öğle saatleri ve öğleden sonra saat 15.00'e kadar olan sürede açık havada bulunulmamalıdır' dedi.</p>

<p>Aşırı sıcak ve nemli havaların vücudun serinlemek için damarları genişletmesine ve terlemesine neden olduğunu dile getiren Medical Park Tokat Hastanesi'nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Gültekin Ercan, bu durumun kalbin atım hızını ve pompaladığı kan miktarını artırarak kalbin iş yükünü yükselttiğini belirtti.</p>

<p>'Koroner damar hastalığı olanlarda risk daha yüksek'</p>

<p>Yazın sıcak günlerde ani tansiyon düşüşlerinin sıvı kaybı ve kanın yoğunlaşmasına yol açarak kalp krizi riskini tetikleyebileceğini işaret eden Uzm. Dr. Mehmet Gültekin Ercan, 'Sıcak havalarda vücut ısısını düşürmek için gelişen terleme ile vücudumuzdan çok fazla sıvı ve elektrolit kaybı olur. Buna bağlı olarak tansiyon düşer ve kalbimiz bunu kompanse etmek için çok hızlı atmaya başlar. Bu durum, koroner damar hastalığı olan kimselerde kalp krizi ve ciddi ritim bozukluklarını tetikler' diye konuştu.</p>

<p>'Kaybedilen sıvının geri alınmasına dikkat edilmeli'</p>

<p>Aşırı sıcaklarda özellikle tansiyon hastalarının sıvı kaybı yaşamaması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Mehmet Gültekin Ercan, 'Aşırı sıcaklarda terleme ile sıvı kaybı fazla olur, eğer bu sıvı dengeli şekilde yerine konmazsa tansiyonlarda dalgalanmalar ve düşüşler izlenebilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Kalp hastaları ilaçlarını sıcak havalar için yeniden düzenletmeli'</p>

<p>Sıcak havalarda en riskli saatlerin sıcaklığın en yoğun olduğu öğlen saatleri olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Ercan, 'Öğlen sıcağında vücutta terleme ve sıvı kaybı maksimuma çıkar. Bu yüzden özellikle kalp hastaları sıcak saatlerde dışarıda olmamaya özen göstermelidir. Ayrıca, kalp hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçların etkileri sıcak havalarda değişebilir. Havaların ısınmasıyla birlikte kalp hastalarının ilaç tedavisini doktoruna danışarak düzenlemesi gerekir. Doktorlarının bilgisi olmadan kalp ilaçlarını kesmemeli ya da dozunu değiştirmemeleri gerekmektedir' dedi.</p>

<p>Yaz sıcaklarında kalp sağlığı için 5 hayati uyarı</p>

<p>Gün içerisinde özellikle öğle ve öğleden sonra saat 15.00'e kadar olan sürede açık havada bulunulmaması önerisinde bulunan Uzm. Dr. Ercan, yaz sıcaklarında kalp sağlığı için dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı: 'Eğer güneşli bir havada gününüzü dışarıda geçirecekseniz, mutlaka yeterli miktarda su içmeye dikkat edin. Yorucu fiziki aktivitelerden kaçının, yaz aylarında düzenli bir egzersiz programına başlamadan önce mutlaka doktorunuza danışın. Pamuklu, açık renkli giysiler giyin. Şapka ve gözlük takın. Bu önlemler sıcaktan sizi koruyarak sıvı kaybınızı azaltacaktır. Yürüyüş öncesi ve sonrası mutlaka sıvı alın. Tatil beldelerinde deniz ve havuz kenarında alkollü ve kafeinli içecek içme alışkanlığından vazgeçin. Yürüyüş aralarında gölge ve serin yerlerde dinlenerek ve nefes alarak kalp sağlığınızı koruyun. Kalp hastası olan kişiler yanlarında cep telefonu bulundurmalı ve acil durumda çağırabilecekleri bir yakınının numarasını kaydetmelidir.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/uzmanindan-yaz-sicaklari-icin-kalp-sagligi-uyarilari</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/06/agency/iha/uzmanindan-yaz-sicaklari-icin-kalp-sagligi-uyarilari.jpg" type="image/jpeg" length="36685"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye ve Japonya'dan kene tehdidine karşı ortak mücadele]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/turkiye-ve-japonyadan-kene-tehdidine-karsi-ortak-mucadele</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/turkiye-ve-japonyadan-kene-tehdidine-karsi-ortak-mucadele" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesini ziyaret eden Japon araştırmacılar, Tokat ve çevresinde kene kaynaklı hastalıkların tespiti ve kontrolüne yönelik yürütülen uluslararası proje kapsamında yapılan çalışmaları Rektör Prof. Dr. Fatih Yılmaz ile birlikte değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesini ziyaret eden Japon araştırmacılar, Tokat ve çevresinde kene kaynaklı hastalıkların tespiti ve kontrolüne yönelik yürütülen uluslararası proje kapsamında yapılan çalışmaları Rektör Prof. Dr. Fatih Yılmaz ile birlikte değerlendirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesinde (TOGÜ) Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ve Japonya Tıbbi Araştırma ve Geliştirme Ajansı (AMED) tarafından desteklenen uluslararası proje kapsamında görev yapan Japon araştırmacılar ve proje ekibi, Rektör Prof. Dr. Fatih Yılmaz'ı makamında ziyaret etti. Rektörlük makamında gerçekleşen ziyarette, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalının paydaş olarak yer aldığı 'One Health Approach to Control of Neglected Tropical Diseases with Special Attention on Sand Fly and Mosquito-Borne Infections (SATREPS)' projesi kapsamında yürütülen çalışmalar hakkında bilgi verildi. Proje çerçevesinde Tokat ve çevresinde kene faunasının belirlenmesi, kene türlerinin dağılım haritalarının oluşturulması, elde edilen verilerin iklimsel faktörlerle birlikte değerlendirilmesi ve kene kaynaklı muhtemel patojenlerin tespitine yönelik sürdürülen araştırmaların son durumu paylaşıldı.</p>

<p>Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren TOGÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Yılmaz, üniversiteler arası ve uluslararası bilimsel iş birliklerinin önemine dikkat çekti. Yürütülen araştırmaların hem bilim dünyasına hem de toplum sağlığına önemli katkılar sunacağını belirten Yılmaz, üniversitenin uluslararası araştırma projelerinde aktif rol almasından memnuniyet duyduğunu ifade etti. Ziyaret, proje kapsamında yürütülen çalışmaların değerlendirilmesi ve gelecekte yapılması planlanan faaliyetlere ilişkin görüş alışverişinin ardından hatıra fotoğrafı çekilmesiyle sona erdi.</p>

<p>Ziyarete Tokyo Üniversitesinden Dr. Yuki Shoshi ve Dr. Kyoko Sawabe, Japonya Ormancılık ve Orman Ürünleri Araştırma Enstitüsünden Dr. Kandai Doi, Japonya Ulusal Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsünden Dr. Ryo Matsumura ile TOGÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adem Keskin, Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Aykur ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Çağlar Berkel katıldı. Heyette ayrıca Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Yusuf Özbel ve Prof. Dr. Seray Töz ile Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünden Doç. Dr. Bekir Çelebi, Uzm. Dr. Umut Berberoğlu ve Dr. Ünal Altuğ da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/turkiye-ve-japonyadan-kene-tehdidine-karsi-ortak-mucadele</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/06/agency/iha/turkiye-ve-japonyadan-kene-tehdidine-karsi-ortak-mucadele.jpg" type="image/jpeg" length="71365"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tokat'ta sağlık personelinden yaralı kuzuya tüm teşekküllü müdahale]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/tokatta-saglik-personelinden-yarali-kuzuya-tum-tesekkullu-mudahale</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/tokatta-saglik-personelinden-yarali-kuzuya-tum-tesekkullu-mudahale" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tokat'ta bir hastanede görev yapan sağlık personeli Emre Fırat, ayağı kırılan kuzunun bacağına alçı uygularken, köyde geleneksel olarak kullanılan yünlü tuzu da vücuduna dikerek iyileşmesi için seferber oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tokat'ta bir hastanede görev yapan sağlık personeli Emre Fırat, ayağı kırılan kuzunun bacağına alçı uygularken, köyde geleneksel olarak kullanılan yünlü tuzu da vücuduna dikerek iyileşmesi için seferber oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay, Erbaa ilçesine bağlı Karayaka beldesinde meydana geldi. Erbaa Devlet Hastanesi'nde sağlık personeli olarak görev yapan Emre Fırat, sabah saatlerinde yem vermek için ahıra gittiğinde kuzulardan birinin ayağının kırıldığını fark etti. İlk müdahalenin nasıl yapılacağını düşünen Fırat, sağlık çalışanı olmasının verdiği tecrübeyle kuzunun kırılan ayağına alçı uyguladı. Tedavinin ardından köydeki büyüklerin tavsiyelerini de değerlendiren Fırat, halk arasında iyileşmeye yardımcı olduğuna inanılan yünlü tuzu kuzunun vücuduna dikti. Kuzunun sağlık durumunu yakından takip ettiklerini belirten Fırat, hayvanın yeniden sağlığına kavuşmasını umut ettiklerini söyledi.</p>

<p>Yaşadıkları olayı anlatan Emre Fırat, 'Sabah kalkıp kuzulara yem vermek için gittiğimizde bu kuzunun yem yedikleri oluğun üzerine düşerek bacağını kırdığını gördük. Ne yapabiliriz diye düşünürken sağlık çalışanı olduğum için ayağına alçı uygulaması yapmak aklıma geldi. Daha sonra köyün ileri gelenlerinin tavsiyesini alarak yünlü tuzu kuzunun vücuduna diktik. Şimdi iyileşmesini bekliyoruz' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/tokatta-saglik-personelinden-yarali-kuzuya-tum-tesekkullu-mudahale</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 10:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/06/agency/iha/tokatta-saglik-personelinden-yarali-kuzuya-tum-tesekkullu-mudahale.jpg" type="image/jpeg" length="62962"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Keneler sadece KKKA değil, yüzlerce hastalığın taşıyıcısı olabilir]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/keneler-sadece-kkka-degil-yuzlerce-hastaligin-tasiyicisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/keneler-sadece-kkka-degil-yuzlerce-hastaligin-tasiyicisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin; Türkiye'de insanlardan en sık toplanan kene türünün KKKA'nın önemli taşıyıcısı olan Hyalomma marginatum olduğunu belirterek, kenelerin yaklaşık 200 farklı hastalığın yanı sıra insanlarda geçici felç vakalarına da neden olabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin; Türkiye'de insanlardan en sık toplanan kene türünün KKKA'nın önemli taşıyıcısı olan Hyalomma marginatum olduğunu belirterek, kenelerin yaklaşık 200 farklı hastalığın yanı sıra insanlarda geçici felç vakalarına da neden olabileceğini söyledi.</p>

<p>Her kenenin hastalık taşımadığını ancak bazı türlerin insan ve evcil hayvan sağlığı açısından ciddi risk oluşturduğunu belirten TOGÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin; Türkiye'de insanlar üzerinden en sık toplanan kene türünün Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının da taşıyıcısı olan Hyalomma marginatum olduğunu söyledi. Kene türleri ve taşıdıkları hastalıklar hakkında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Adem Keskin, dünya genelinde binden fazla kene türü bulunduğunu, bunların yaklaşık 200-250'sinin insan ve evcil hayvan sağlığını doğrudan ilgilendirdiğini ifade etti. Bazı kene türlerinin yalnızca belirli canlılar üzerinde yaşadığını belirten Keskin, 'Konak spesifikliği dediğimiz durum söz konusudur. Örneğin Ixodes arboricola isimli kene türünü sadece kuşlar üzerinde görebilirsiniz. İnsanlarda ya da çiftlik hayvanlarında göremezsin. Dolayısıyla insan ve çiftlik hayvanı sağlığını doğrudan ilgilendiren bir tür değildir' dedi.</p>

<p>Türkiye'de insanlardan en sık toplanan tür Hyalomma marginatum</p>

<p>Türkiye'de bugüne kadar 56 farklı kene türünün tespit edildiğini aktaran Keskin, bunların yaklaşık 20'sinin insanlardan kan emebildiğini söyledi. İnsanlar üzerinden toplanan kenelerin yaklaşık yüzde 70-80'ini Hyalomma marginatum türünün oluşturduğunu vurgulayan Keskin, 'Bu tür ülkemizde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının en önemli vektörlerinden biri olarak kabul edilmektedir' diye konuştu.</p>

<p>Farklı keneler farklı hastalıklar bulaştırabiliyor</p>

<p>Kenelerin yalnızca KKKA ile ilişkilendirilmemesi gerektiğini belirten Keskin, farklı türlerin farklı hastalık etkenlerini taşıdığını ifade etti. Rhipicephalus sanguineus isimli kenenin Rickettsia conorii bakterisini bulaştırarak insanlarda riketsiyoz hastalığına neden olabildiğini söyleyen Keskin, Karadeniz Bölgesi'nde yaygın görülen Ixodes ricinus türünün ise Borrelia bakterisini taşıyarak Lyme hastalığına neden olabileceğini söyledi.</p>

<p>Avrupa'da yaygın görülen bazı kene kaynaklı hastalıkların Türkiye'de daha nadir görüldüğünü belirten Keskin, 'Örneğin Avrupa'da Ixodes ricinus kaynaklı kene ensefalit oldukça yaygın görülebiliyor. Dermacentor reticulatus türü de riketsiyoz vakalarının oluşmasında rol oynayabiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yaklaşık 200 farklı kene kaynaklı hastalık bulunuyor</p>

<p>Kenelerin çok sayıda hastalık etkeniyle ilişkili olduğunu vurgulayan Keskin, dünya genelinde yaklaşık 200 farklı kene kaynaklı hastalığın bulunduğunu söyledi. Bu hastalıkların bazılarına Türkiye'de nadir de olsa rastlanabildiğini belirten Keskin, vatandaşların kene temasına karşı dikkatli olması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Kene felci vakaları da görülebiliyor</p>

<p>Kenelerin yalnızca hastalık bulaştırmakla kalmadığını, bazı nörolojik sorunlara da yol açabildiğini belirten Keskin, özellikle kulak arkası ve kulak içi gibi hassas bölgelerde tutunan kenelerin geçici felçlere neden olabileceğini söyledi.</p>

<p>Kenenin salgıladığı tükürük sıvısının sinir dokularında geçici hasara yol açabildiğini ifade eden Keskin, 'Zaman zaman kulak arkasında ya da kulak yolundan çıkarılan kene vakaları olabiliyor. Bu bölgeler yüz sinirlerine yakın alanlardır. Kenenin salgıladığı maddeler sinir dokularını etkileyerek geçici felçlere neden olabiliyor' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı kişilerde kene tükürüğüne karşı ciddi alerjik reaksiyonlar gelişebildiğini de kaydeden Keskin, insanlarda ve hayvanlarda kısmi felç vakalarının görülebildiğini belirtti. Özellikle koyunlarda görülen ve 'tick paralysis' olarak adlandırılan kene felcinin önemli bir sağlık sorunu olduğunu ifade eden Keskin, bu vakaların Türkiye'de nadir görüldüğünü de sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/keneler-sadece-kkka-degil-yuzlerce-hastaligin-tasiyicisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 10:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/06/agency/iha/keneler-sadece-kkka-degil-yuzlerce-hastaligin-tasiyicisi-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="88430"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TOGÜ'de diş korkusu olanlara uzman klinik çözümü]]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/togude-dis-korkusu-olanlara-uzman-klinik-cozumu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/togude-dis-korkusu-olanlara-uzman-klinik-cozumu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diş tedavisinden çekinen vatandaşlar için Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde hizmete giren uzman klinikte, deneyimli uzman hekimler görev yaparken birçok işlem kısa sürede tamamlanabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diş tedavisinden çekinen vatandaşlar için Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde hizmete giren uzman klinikte, deneyimli uzman hekimler görev yaparken birçok işlem kısa sürede tamamlanabiliyor.</p>

<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Diş Hekimliği Fakültesi bünyesinde 8 ay önce hizmete açılan uzman kliniği, vatandaşlara tek bölümde kapsamlı diş tedavisi imkanı sunuyor. Tamamı uzman diş hekimlerinden oluşan kadrosuyla hizmet veren klinikte, öğrenciler görev almıyor. Günlük yaklaşık 30 hastanın tedavi edildiği klinikte dolgu, kanal tedavisi ve diş taşı temizliği gibi işlemler bekleme süresi olmadan gerçekleştirilebiliyor.</p>

<p>'Uzman klinikle, bölümler arası randevunun önüne geçtik'</p>

<p>TOGÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Işıl Sarıkaya, uzman kliniğinin özellikle randevu süreçlerinde yaşanan yoğunluğu azaltmak amacıyla kurulduğunu belirtti. Klinik bünyesinde öğrencilerin değil, uzmanlığını tamamlamış diş hekimlerinin görev yaptığını ifade eden Sarıkaya, 'Bu kliniğin temel amacı özellikle işi acil olan vatandaşlarımızın bölümler arasında randevu alma zorluklarının önüne geçmek. Tek bir bölümde bütün tedavilerini gerçekleştirme fırsatı sunmak için kurduk' dedi.</p>

<p>Aynı klinikte birçok işlem yapılıyor</p>

<p>Bazı hastaların diş korkusu nedeniyle fakülte ortamında çekingen davrandığını belirten Sarıkaya, uzman klinikte tüm işlemlerin deneyimli uzman hekimler tarafından gerçekleştirildiğini söyledi. Günlük 30 hastanın müracaat ederek tedavi alabildiğini kaydeden Sarıkaya, ortodonti ve implant gibi ameliyat gerektiren büyük işlemler dışında birçok tedavinin aynı klinikte kısa sürede tamamlanabildiğini ifade etti.</p>

<p>Fakültede yeni nesil hasta kayıt sistemi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan fakültede dijital dönüşüm kapsamında hasta kabul sistemlerinin de yenilendiği bildirildi. Sarıkaya, üniversitenin Dijital Dönüşüm Ofisi tarafından geliştirilen yeni sistem sayesinde vatandaşların çipli kimlik kartlarıyla kayıt işlemlerini yapabildiğini belirterek, hastaların sıra ve işlem süreçlerini dijital ekranlar üzerinden takip edebildiğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/togude-dis-korkusu-olanlara-uzman-klinik-cozumu</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 11:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/05/agency/iha/togude-dis-korkusu-olanlara-uzman-klinik-cozumu.jpg" type="image/jpeg" length="76131"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı uyardı: 'Kar örtüsü keneleri yok etmiyor']]></title>
      <link>https://www.sesimizgazetesi.com/uzmani-uyardi-kar-ortusu-keneleri-yok-etmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sesimizgazetesi.com/uzmani-uyardi-kar-ortusu-keneleri-yok-etmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, kış mevsiminin uzun ve sert geçmesinin keneleri tamamen ortadan kaldırmadığını, bazı türlerin düşük sıcaklıklarda dahi aktif kalabildiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, kış mevsiminin uzun ve sert geçmesinin keneleri tamamen ortadan kaldırmadığını, bazı türlerin düşük sıcaklıklarda dahi aktif kalabildiğini söyledi.</p>

<p>Tokat'ta nisan ayında etkili olan kar yağışı, kene popülasyonunun azalacağı yönündeki beklentileri yeniden gündeme getirdi. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, kış şartlarının keneler üzerindeki etkisine ilişkin yaptığı değerlendirmede Türkiye'de zaman zaman görülen aşırı yağışların 'iklim düzensizliği' olarak nitelendirildiğini ve bu durumun kene popülasyonlarını doğrudan etkileyebileceğini belirtti. Keskin, toplumda yaygın olan 'kış uzun sürerse yazın kene azalır' düşüncesinin ise her kene türü için geçerli olmadığını ifade etti.</p>

<p>'Bazı kene türleri kış ve sonbaharda da aktif olabiliyor'</p>

<p>Kışın sert geçmesi ve kar örtüsünün bulunmasının kenelerin tamamen yok olduğu anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Keskin, 'Hava sıcaklığının yaklaşık 4 derece olduğu dönemlerde dahi kene toplayabiliyoruz. Özellikle soğuğa dayanıklı bazı türler, kış ve sonbahar aylarında da aktif olabiliyor. Bazı kene türleri larva evresinde eksi 20 derecenin altındaki sıcaklıklarda dahi uzun süre hayatta kalabiliyor. Keneler, aşırı soğukta doğrudan yüzeyde kalmak yerine daha korunaklı alanlara yönelir. Toprak altı, taş altı ve yaprak döküntülerinin bulunduğu alanlar, kışın dış ortama göre daha sıcak olduğu için keneler buralarda yaşamlarını sürdürebilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Keneler antifriz proteinleri sayesinde soğuğa dirençli'</p>

<p>Kenelerin biyolojik olarak da oldukça dayanıklı canlılar olduğuna dikkat çeken Keskin, bu canlıların antifriz proteinleri sayesinde düşük sıcaklıklara karşı direnç geliştirdiğini belirterek, 'Bazı kene türleri kışı yumurta, bazıları ise larva halinde geçirir. Kene yumurtalarının da çevresel tehditlere karşı koruma mekanizmaları vardır. Keneler, yumurtalarını 'Gené's organı' adı verilen yapıdan salgılanan bir sıvıyla kaplayarak kuruma, bakteri ve mantarlara karşı koruyabilir. Kene popülasyonlarının ciddi şekilde azalması için uzun süreli ve çok düşük sıcaklıkların etkili olması gerekir. Bunun dışında keneler, kışı dinlenme halinde geçirerek varlıklarını sürdürebilir' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Tokat</category>
      <guid>https://www.sesimizgazetesi.com/uzmani-uyardi-kar-ortusu-keneleri-yok-etmiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sesimizgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/sesimizgazetesi-com/uploads/2026/04/agency/iha/uzmani-uyardi-kar-ortusu-keneleri-yok-etmiyor.jpg" type="image/jpeg" length="55909"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
